Tolga Yıldız
Foucault’nun sözünü ettiği “kapatılanlar, kapatılarak dışlananlar” arasında kimler yoktu ki? Deliler, yaşlılar, sakatlar, sapkınlar, suçlular, yoksullar, kadınlar, çocuklar vbg. Modern ekonomik makine, Batının nüfus sorununa acil bir çözüm oluşturacak biçimde kavranmamıştı ilkin. Bu yüzden, iş görmeyen ve dolayısıyla rasyonellikten –yani verili “ekonomik birey” söylemini en verimli şekilde kullanmaktan- uzak kim varsa ortadan kaldırıldı. Fakat şöyle bir paradoks vardı: Büyük bir nüfusun istihdamını sağlayan bu modern ekonomik makinenin yarattığı piyasa biçimi nedeniyle, daha da büyük bir nüfusun üretilmekte olanı iştahla tüketmesi gerekmekteydi. Çünkü –Marx’ın belirttiği gibi- bu ekonomik düzenleme, ihtiyaç duyulduğu kadar değil ihtiyaç duyurulduğu kadar sürdürülebilirdi.
15 03 2010
01 03 2010
“BU İDEOLOJİK BİR EYLEMDİR”

Tolga Yıldız
TEKEL işçilerinin günlerdir süren eylemi için Başbakan Erdoğan’ın “eleştirel ve aceleci yorumu” şu olmuştu: “Bu ideolojik bir eylemdir.” Bu cümle ne anlama geliyor peki?
İdeoloji kavramını “fikir bilimi” manasında kullanan ilk kişi Tracy’dir. Onun derdi, Fransa’nın ilk cumhuriyet dönemi sırasındaki atmosferde fikirlerin bilimini yapmaktı. Her türlü fikrimizin doğasını keşfetmek için böyle bir bilim dalı öneriyordu. Böylece bu alandan elde edilecek bilgiler, rasyonel ve cumhuriyetçi bir eğitim için yol gösterici olabilecekti. İlk cumhuriyetin çelişkili ve oturmamış zeminine ayak basarak yükselen Birinci Konsül Napolyon, bu bilimi icra eden cumhuriyetçi ideologları küçümsemek için bu kavramı kullanır oldu sonra. Yani kendi egemenliğine karşı duran “bir avuç Tanrı tanımaz” cumhuriyetçiyi sindirmek için “fikirler bilimi” diye tanımlanan, ancak bir cumhuriyet ülküsüne dönüşen ideolojiye bir saldırı başlattı.
22 02 2010
TAM YERİNE RAST GELDİK
Tolga Yıldız
Olacak O Kadar dizisinin jenerik şarkısında geçiyordu, “tam yerine rast geldik, manzara koydu.” Manzara, yani bir “doğa fotoğrafı”, Türkiye televizyon yayıncılığı tarihinin tek kanal dönemindeki sansür imgesi olarak toplumsal hafızamızda yer almaktadır. İnsanbilimlerinde de olan budur. Tek kanal var: Deneysel bilim. Doğa bilimi. Tam yeri geliyor, yorumun, eleştirinin, sosyal fenomenin anlaşılma anında araya hep bu “doğa bilimi” giriyor, o an böylece sansürleniyor, ifade edilemiyor, seyredilemiyor. Hâkim olan ahlak, uygunsuz gördüğüne müdahale ediyor, onu seyredilemez kılıyor. Modernizm bunu yapıyor.
Olacak O Kadar dizisinin jenerik şarkısında geçiyordu, “tam yerine rast geldik, manzara koydu.” Manzara, yani bir “doğa fotoğrafı”, Türkiye televizyon yayıncılığı tarihinin tek kanal dönemindeki sansür imgesi olarak toplumsal hafızamızda yer almaktadır. İnsanbilimlerinde de olan budur. Tek kanal var: Deneysel bilim. Doğa bilimi. Tam yeri geliyor, yorumun, eleştirinin, sosyal fenomenin anlaşılma anında araya hep bu “doğa bilimi” giriyor, o an böylece sansürleniyor, ifade edilemiyor, seyredilemiyor. Hâkim olan ahlak, uygunsuz gördüğüne müdahale ediyor, onu seyredilemez kılıyor. Modernizm bunu yapıyor.
14 02 2010
cıvıldamalar I.
Tolga Yıldız
Ψ su, rahata akar.. evet.
Ψ konuşmalarımız anlık, bağlamlarımız yüzyıllık, doğamız milyon yıllık değişimlerledir. peki bedenlerimizin saati bu hangi zaman dilimindedir?
Ψ minör direniştir, değişimdir, etkileşimdir!
Ψ öğrenmek, benzetmektir..
Ψ anlamın ötesi anlamsız bir anlam taşır...
Ψ bedenin içi zifiri karanlıktır..
Ψ zihin, unuttukça nefes alır...
Ψ su, rahata akar.. evet.
Ψ konuşmalarımız anlık, bağlamlarımız yüzyıllık, doğamız milyon yıllık değişimlerledir. peki bedenlerimizin saati bu hangi zaman dilimindedir?
Ψ minör direniştir, değişimdir, etkileşimdir!
Ψ öğrenmek, benzetmektir..
Ψ anlamın ötesi anlamsız bir anlam taşır...
Ψ bedenin içi zifiri karanlıktır..
Ψ zihin, unuttukça nefes alır...
06 02 2010
psikoloji şimdi bir doğa bilimi olmaya çalışsın
Tolga Yıldız
Kuantum mekaniği ve benim daha yakın olduğum kaos teorisi fizik içinde çok prestijli kuramsal yaklaşımlar. Saçma gibi de görünseler deneysel bulguları çok hassas bir şekilde tahmin edebiliyorlar ya da devrimci deneysel bulguların saptanmasına neden oluyorlar. Fiziğin bu güncel tartışmalarından psikolojinin öğreneceği çok şey var.
Mesela dil için düşünürsek: Wittgenstein'dan gireyim. Hiç kırmızı görmemiş birine kırmızıyı nasıl anlatırsınız. Verilen ardı ardına örneklerle alan daraltılarak bir anlam yakalanmaya çalışılır ama bu alan sonsuz derecede küçüleceği için, aslında tam olarak kırmızıyla benzetişim kuracağınız diğer anlamlar -azalmasının aksine- hiç bitmeyecek gibidir. O yüzden, birine spesifik bir kırmızı anlatmaya çalışırken, bunu söz ile değil etraftaki o kırmızıya en yakın kırmızıyı işaret ederek -daha pratik bir yoldan, oyunla- anlatırız. Yani anlamın sonsuz derecede köşeye sıkıştırılması, anlamın her zaman başka anlamlara akıp gideceği ve belirsizleşeceği demek oluyor. Buna benzer bir şeyi Lacan demiş.
30 01 2010
Kullanışlı Bir Felsefe: Spinozacılık
Ulus Baker
Bir Hayat
Spinoza, çağdaş yorumcularından Antonio Negri'nin yazdığı gibi çağının bir "anomali"sidir. Üstelik, 17. yüzyıl Hollanda'sı gibi bir başka anomalinin içinde yaşamaktadır -- din savaşlarıyla ve despotik-merkantilist rejimlerin iktidarları altında sarsılan Avrupa'nın "en özgür", dolayısıyla en hoşgörülü diyarı... Spinoza, üçüncü kez de anomalidir --o dönemin Amsterdam'ında, bir kaç kuşaklık bir geçmişe sahip, muhtemelen ya ıspanyol ya da Portekiz göçmeni bir Yahudi ailesine doğmuştur. Çok değil 23 yaşında, dinsel ve ticari eğitim aldığı sinagog mektebinden, dahası cemaatten ve hayattan ihraç edilir. Başından geçen bir aforozdur --ve korkunçtur, çünkü hiç bir Yahudi genci, "doğal bir tüccar" olarak, onunla herhangi bir ticari ilişkiye giremeyecek, sokakta ona dört metreden fazla yaklaşmayacak, yazdığı hiçbir şeyi okumaya kalkışmayacaktır. Artık yalnızdır --Avrupa'nın en "özgür" ve "hoşgörülü" ülkesi Hollanda'nın sunduğu burjuva şanslarını tadabilen gruplardan Kolejlilere (Collegiantes) yaklaşır önce; ardından da Descartes felsefesinden etkilenen bazı entellektüel çevrelere... Amsterdam'ı, özellikle bir Yahudi fanatik tarafından uğradığı hançerli saldırının ardından terketmiştir --söylendiği kadarıyla, "hoşgörüsüzlüğün ne mene bir şey olduğunu" hep hatırda tutabilmek için, hançerle yırtılmış mantosunu da yanında taşıyarak. Tek geçim kaynağı öğrencilik yıllarında eğitimini aldığı "mercek yontuculuğudur".
Bir Hayat
Spinoza, çağdaş yorumcularından Antonio Negri'nin yazdığı gibi çağının bir "anomali"sidir. Üstelik, 17. yüzyıl Hollanda'sı gibi bir başka anomalinin içinde yaşamaktadır -- din savaşlarıyla ve despotik-merkantilist rejimlerin iktidarları altında sarsılan Avrupa'nın "en özgür", dolayısıyla en hoşgörülü diyarı... Spinoza, üçüncü kez de anomalidir --o dönemin Amsterdam'ında, bir kaç kuşaklık bir geçmişe sahip, muhtemelen ya ıspanyol ya da Portekiz göçmeni bir Yahudi ailesine doğmuştur. Çok değil 23 yaşında, dinsel ve ticari eğitim aldığı sinagog mektebinden, dahası cemaatten ve hayattan ihraç edilir. Başından geçen bir aforozdur --ve korkunçtur, çünkü hiç bir Yahudi genci, "doğal bir tüccar" olarak, onunla herhangi bir ticari ilişkiye giremeyecek, sokakta ona dört metreden fazla yaklaşmayacak, yazdığı hiçbir şeyi okumaya kalkışmayacaktır. Artık yalnızdır --Avrupa'nın en "özgür" ve "hoşgörülü" ülkesi Hollanda'nın sunduğu burjuva şanslarını tadabilen gruplardan Kolejlilere (Collegiantes) yaklaşır önce; ardından da Descartes felsefesinden etkilenen bazı entellektüel çevrelere... Amsterdam'ı, özellikle bir Yahudi fanatik tarafından uğradığı hançerli saldırının ardından terketmiştir --söylendiği kadarıyla, "hoşgörüsüzlüğün ne mene bir şey olduğunu" hep hatırda tutabilmek için, hançerle yırtılmış mantosunu da yanında taşıyarak. Tek geçim kaynağı öğrencilik yıllarında eğitimini aldığı "mercek yontuculuğudur".
29 01 2010
anlamın anlamı üzerine
Tolga Yıldız
I.
Anday da "anlam" üzerinden metninde vurgulamış (bkz: http://www.siir.gen.tr/siir/o/okuma_odasi/anlamin_anlami.htm ), Spinoza da bu kapıya çıkmış vakti zamanında: Düşünce nesneldir. Ne demek oluyor bu? Hani demiş ya Anday, nesne çekip gidiyor diye. Yani bir işitsel uyaranı (sesi) algılamak ile bir anlam arasında doğrudan bağ kuruluyor. Saussure de, Guiraud da yapısalcı Fransız geleneğinden doğru bunu böyle kurguluyorlar. Bir de yapıbozumcular var yine Fransa'da, bu geleneğin en "modern" temsilcileri oluyorlar onlar bana göre ama onlara değinmeye şimdilik gerek yok sanırım. Bu yapısalcılara göre anlam toplumların statik (durgun, zamandan/tarihten bağımsız) yapıları içinde asılıdırlar. Yani töreseldirler. Töre, tine işler. Anlam, insanlar arasında ortaklaşılabilecek, dışsal göstergeler ile işaretlenebilirdir. Böylece tinsel olan anlam, dışsal kaynaklı ve dışsal işaretlenebilir toplumsal bir sistemin varlığı olarak tanımlanır. Yani anlamsal gerçeklik, nesnel gerçeklikten bağımsız olarak da hepimiz için bir nesnellik taşır.
I.
Anday da "anlam" üzerinden metninde vurgulamış (bkz: http://www.siir.gen.tr/siir/o/okuma_odasi/anlamin_anlami.htm ), Spinoza da bu kapıya çıkmış vakti zamanında: Düşünce nesneldir. Ne demek oluyor bu? Hani demiş ya Anday, nesne çekip gidiyor diye. Yani bir işitsel uyaranı (sesi) algılamak ile bir anlam arasında doğrudan bağ kuruluyor. Saussure de, Guiraud da yapısalcı Fransız geleneğinden doğru bunu böyle kurguluyorlar. Bir de yapıbozumcular var yine Fransa'da, bu geleneğin en "modern" temsilcileri oluyorlar onlar bana göre ama onlara değinmeye şimdilik gerek yok sanırım. Bu yapısalcılara göre anlam toplumların statik (durgun, zamandan/tarihten bağımsız) yapıları içinde asılıdırlar. Yani töreseldirler. Töre, tine işler. Anlam, insanlar arasında ortaklaşılabilecek, dışsal göstergeler ile işaretlenebilirdir. Böylece tinsel olan anlam, dışsal kaynaklı ve dışsal işaretlenebilir toplumsal bir sistemin varlığı olarak tanımlanır. Yani anlamsal gerçeklik, nesnel gerçeklikten bağımsız olarak da hepimiz için bir nesnellik taşır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



