06 02 2010
psikoloji şimdi bir doğa bilimi olmaya çalışsın
Tolga Yıldız
Kuantum mekaniği ve benim daha yakın olduğum kaos teorisi fizik içinde çok prestijli kuramsal yaklaşımlar. Saçma gibi de görünseler deneysel bulguları çok hassas bir şekilde tahmin edebiliyorlar ya da devrimci deneysel bulguların saptanmasına neden oluyorlar. Fiziğin bu güncel tartışmalarından psikolojinin öğreneceği çok şey var.
Mesela dil için düşünürsek: Wittgenstein'dan gireyim. Hiç kırmızı görmemiş birine kırmızıyı nasıl anlatırsınız. Verilen ardı ardına örneklerle alan daraltılarak bir anlam yakalanmaya çalışılır ama bu alan sonsuz derecede küçüleceği için, aslında tam olarak kırmızıyla benzetişim kuracağınız diğer anlamlar -azalmasının aksine- hiç bitmeyecek gibidir. O yüzden, birine spesifik bir kırmızı anlatmaya çalışırken, bunu söz ile değil etraftaki o kırmızıya en yakın kırmızıyı işaret ederek -daha pratik bir yoldan, oyunla- anlatırız. Yani anlamın sonsuz derecede köşeye sıkıştırılması, anlamın her zaman başka anlamlara akıp gideceği ve belirsizleşeceği demek oluyor. Buna benzer bir şeyi Lacan demiş.
Etiketler:
anlam,
dil,
kaos teorisi,
kuantum mekaniği,
kültür,
psikoloji,
tolga yıldız,
zihin
30 01 2010
Kullanışlı Bir Felsefe: Spinozacılık
Ulus Baker
Bir Hayat
Spinoza, çağdaş yorumcularından Antonio Negri'nin yazdığı gibi çağının bir "anomali"sidir. Üstelik, 17. yüzyıl Hollanda'sı gibi bir başka anomalinin içinde yaşamaktadır -- din savaşlarıyla ve despotik-merkantilist rejimlerin iktidarları altında sarsılan Avrupa'nın "en özgür", dolayısıyla en hoşgörülü diyarı... Spinoza, üçüncü kez de anomalidir --o dönemin Amsterdam'ında, bir kaç kuşaklık bir geçmişe sahip, muhtemelen ya ıspanyol ya da Portekiz göçmeni bir Yahudi ailesine doğmuştur. Çok değil 23 yaşında, dinsel ve ticari eğitim aldığı sinagog mektebinden, dahası cemaatten ve hayattan ihraç edilir. Başından geçen bir aforozdur --ve korkunçtur, çünkü hiç bir Yahudi genci, "doğal bir tüccar" olarak, onunla herhangi bir ticari ilişkiye giremeyecek, sokakta ona dört metreden fazla yaklaşmayacak, yazdığı hiçbir şeyi okumaya kalkışmayacaktır. Artık yalnızdır --Avrupa'nın en "özgür" ve "hoşgörülü" ülkesi Hollanda'nın sunduğu burjuva şanslarını tadabilen gruplardan Kolejlilere (Collegiantes) yaklaşır önce; ardından da Descartes felsefesinden etkilenen bazı entellektüel çevrelere... Amsterdam'ı, özellikle bir Yahudi fanatik tarafından uğradığı hançerli saldırının ardından terketmiştir --söylendiği kadarıyla, "hoşgörüsüzlüğün ne mene bir şey olduğunu" hep hatırda tutabilmek için, hançerle yırtılmış mantosunu da yanında taşıyarak. Tek geçim kaynağı öğrencilik yıllarında eğitimini aldığı "mercek yontuculuğudur".
Bir Hayat
Spinoza, çağdaş yorumcularından Antonio Negri'nin yazdığı gibi çağının bir "anomali"sidir. Üstelik, 17. yüzyıl Hollanda'sı gibi bir başka anomalinin içinde yaşamaktadır -- din savaşlarıyla ve despotik-merkantilist rejimlerin iktidarları altında sarsılan Avrupa'nın "en özgür", dolayısıyla en hoşgörülü diyarı... Spinoza, üçüncü kez de anomalidir --o dönemin Amsterdam'ında, bir kaç kuşaklık bir geçmişe sahip, muhtemelen ya ıspanyol ya da Portekiz göçmeni bir Yahudi ailesine doğmuştur. Çok değil 23 yaşında, dinsel ve ticari eğitim aldığı sinagog mektebinden, dahası cemaatten ve hayattan ihraç edilir. Başından geçen bir aforozdur --ve korkunçtur, çünkü hiç bir Yahudi genci, "doğal bir tüccar" olarak, onunla herhangi bir ticari ilişkiye giremeyecek, sokakta ona dört metreden fazla yaklaşmayacak, yazdığı hiçbir şeyi okumaya kalkışmayacaktır. Artık yalnızdır --Avrupa'nın en "özgür" ve "hoşgörülü" ülkesi Hollanda'nın sunduğu burjuva şanslarını tadabilen gruplardan Kolejlilere (Collegiantes) yaklaşır önce; ardından da Descartes felsefesinden etkilenen bazı entellektüel çevrelere... Amsterdam'ı, özellikle bir Yahudi fanatik tarafından uğradığı hançerli saldırının ardından terketmiştir --söylendiği kadarıyla, "hoşgörüsüzlüğün ne mene bir şey olduğunu" hep hatırda tutabilmek için, hançerle yırtılmış mantosunu da yanında taşıyarak. Tek geçim kaynağı öğrencilik yıllarında eğitimini aldığı "mercek yontuculuğudur".
29 01 2010
anlamın anlamı üzerine
Tolga Yıldız
I.
Anday da "anlam" üzerinden metninde vurgulamış (bkz: http://www.siir.gen.tr/siir/o/okuma_odasi/anlamin_anlami.htm ), Spinoza da bu kapıya çıkmış vakti zamanında: Düşünce nesneldir. Ne demek oluyor bu? Hani demiş ya Anday, nesne çekip gidiyor diye. Yani bir işitsel uyaranı (sesi) algılamak ile bir anlam arasında doğrudan bağ kuruluyor. Saussure de, Guiraud da yapısalcı Fransız geleneğinden doğru bunu böyle kurguluyorlar. Bir de yapıbozumcular var yine Fransa'da, bu geleneğin en "modern" temsilcileri oluyorlar onlar bana göre ama onlara değinmeye şimdilik gerek yok sanırım. Bu yapısalcılara göre anlam toplumların statik (durgun, zamandan/tarihten bağımsız) yapıları içinde asılıdırlar. Yani töreseldirler. Töre, tine işler. Anlam, insanlar arasında ortaklaşılabilecek, dışsal göstergeler ile işaretlenebilirdir. Böylece tinsel olan anlam, dışsal kaynaklı ve dışsal işaretlenebilir toplumsal bir sistemin varlığı olarak tanımlanır. Yani anlamsal gerçeklik, nesnel gerçeklikten bağımsız olarak da hepimiz için bir nesnellik taşır.
I.
Anday da "anlam" üzerinden metninde vurgulamış (bkz: http://www.siir.gen.tr/siir/o/okuma_odasi/anlamin_anlami.htm ), Spinoza da bu kapıya çıkmış vakti zamanında: Düşünce nesneldir. Ne demek oluyor bu? Hani demiş ya Anday, nesne çekip gidiyor diye. Yani bir işitsel uyaranı (sesi) algılamak ile bir anlam arasında doğrudan bağ kuruluyor. Saussure de, Guiraud da yapısalcı Fransız geleneğinden doğru bunu böyle kurguluyorlar. Bir de yapıbozumcular var yine Fransa'da, bu geleneğin en "modern" temsilcileri oluyorlar onlar bana göre ama onlara değinmeye şimdilik gerek yok sanırım. Bu yapısalcılara göre anlam toplumların statik (durgun, zamandan/tarihten bağımsız) yapıları içinde asılıdırlar. Yani töreseldirler. Töre, tine işler. Anlam, insanlar arasında ortaklaşılabilecek, dışsal göstergeler ile işaretlenebilirdir. Böylece tinsel olan anlam, dışsal kaynaklı ve dışsal işaretlenebilir toplumsal bir sistemin varlığı olarak tanımlanır. Yani anlamsal gerçeklik, nesnel gerçeklikten bağımsız olarak da hepimiz için bir nesnellik taşır.
27 01 2010
ZİHNİN TOPLUMSAL BAĞLAM İÇİNDE ETKİLEŞİMSEL OLUŞUMU
Tolga Yıldız
Bir insan yavrusunun, bir biliminsanına ya da bir şaire, yani “öznel” birine dönüşümünü analiz etmek istiyoruz. Bunu analiz etmek, atomu parçalayan Einstein’ın önyargıları parçalayamadığını itiraf ettiği andaki yaşadığı zorluk kadar zorluk taşır. Çünkü psikolojinin “özne”sini, bu önyargısını aşmak, parçalamak gerekir. İnsanı anlamak, hele ki insanın nasıl anlam yarattığını anlamak; yani insan zihninin nasıl oluştuğunu, bilginin kaynağının ne olduğunu ve insanın -lafın gelişi- nasıl bilgili, görgülü, ahlaklı ve önyargılı olageldiğini anlamak, bir insan için “kendini bilme ve yaratma”nın doğasını keşfetmek demektir. Bu, insanoğlunun kaç bin yıllık düşün çabasıdır. Biz gelişim psikolojisini, psikolojiyi, tüm insanbilimlerini bu çabayla anlamlandırmak istiyoruz.
Bir insan yavrusunun, bir biliminsanına ya da bir şaire, yani “öznel” birine dönüşümünü analiz etmek istiyoruz. Bunu analiz etmek, atomu parçalayan Einstein’ın önyargıları parçalayamadığını itiraf ettiği andaki yaşadığı zorluk kadar zorluk taşır. Çünkü psikolojinin “özne”sini, bu önyargısını aşmak, parçalamak gerekir. İnsanı anlamak, hele ki insanın nasıl anlam yarattığını anlamak; yani insan zihninin nasıl oluştuğunu, bilginin kaynağının ne olduğunu ve insanın -lafın gelişi- nasıl bilgili, görgülü, ahlaklı ve önyargılı olageldiğini anlamak, bir insan için “kendini bilme ve yaratma”nın doğasını keşfetmek demektir. Bu, insanoğlunun kaç bin yıllık düşün çabasıdır. Biz gelişim psikolojisini, psikolojiyi, tüm insanbilimlerini bu çabayla anlamlandırmak istiyoruz.
GELİŞİM'İN GELECEĞİ
Tolga Yıldız
Gelişim psikolojisinin geleceğinden konuşmak, aslında topyekûn psikoloji biliminin geleceğinden konuşmakla aynı şeydir. Bugün, psikoloji biliminin gitgide sayısız bir şekilde parçalayarak gerçekliğinden iyiden iyiye uzaklaştırdığı insanın tekrar kurulacak tüm bir imajına ihtiyacımız var. Tüm bir “insan” bilincine ihtiyacımız var. Sadece psikologların değil, tüm insanbilimcilerinin, hata tüm insanlığın buna ihtiyacı var. Gelişim psikolojisi, psikoloji literatürünün gün geçtikçe daha fazla ihtiyaç duyduğu bu “tam bir insan modeli”ni çizebilecek renklere sahiptir. Fakat bu resmin çizileceği tuvalin de doğru seçilmesi gerekir. Alanımızın bir geleceği olacaksa, insanı bir boşluğa çizme hatasının tekrarlanmaması gerekiyor.
Gelişim psikolojisinin önünde iki kapı var. Ya psikoloji tarihinin babaları olan Piaget, Freud, Vygotsky gibilerinin tüm düşünsel mirasını daha fazla görmezden gelecek ve daha fazla iç’e çökecek, kararacak ya da bu mirası bir adım daha öteye taşımak için bu mirasa bugünkü nostaljik bakış açısını değiştirecek ve dış’a açılacak, parıldayacak. Üç vakte kadar bu kapılardan birini aralayacak…
Gelişim psikolojisinin geleceğinden konuşmak, aslında topyekûn psikoloji biliminin geleceğinden konuşmakla aynı şeydir. Bugün, psikoloji biliminin gitgide sayısız bir şekilde parçalayarak gerçekliğinden iyiden iyiye uzaklaştırdığı insanın tekrar kurulacak tüm bir imajına ihtiyacımız var. Tüm bir “insan” bilincine ihtiyacımız var. Sadece psikologların değil, tüm insanbilimcilerinin, hata tüm insanlığın buna ihtiyacı var. Gelişim psikolojisi, psikoloji literatürünün gün geçtikçe daha fazla ihtiyaç duyduğu bu “tam bir insan modeli”ni çizebilecek renklere sahiptir. Fakat bu resmin çizileceği tuvalin de doğru seçilmesi gerekir. Alanımızın bir geleceği olacaksa, insanı bir boşluğa çizme hatasının tekrarlanmaması gerekiyor.
Etiketler:
felsefe,
gelişim psikolojisi,
genetik,
insanbilim,
nöroloji,
psikoloji,
tolga yıldız,
özne,
öznellik
30 11 2009
“DERYA İÇRE OLUP DA DERYAYI BİLMEYEN BALIKLAR”
Tolga Yıldız
Olguların bir değeri yokmuş. Değerleri olan bizleriz. Bizim bu değerlerimiz toplumsal şuurumuzdan gelir. Bu şuuru simgeleyen, taşıyan, yayan şey dildir. Dil, gerçekliğin kaotik oluşundan bir düzen çıkarır. Saf gerçekliğin üstüne naif toplumsal gerçekliğin şablonunu yerleştirir ve böylece dilin anlam haritasında önceden belirmiş olan taşlar her defasında yerli yerine oturur, yön bulmak için yollar belirir önümüzde. Bu taşlar soyut ya da somut nitelikte sınıflanabilir, hatta bu iki diyalektik uç arasında salınabilir.
Olguların bir değeri yokmuş. Değerleri olan bizleriz. Bizim bu değerlerimiz toplumsal şuurumuzdan gelir. Bu şuuru simgeleyen, taşıyan, yayan şey dildir. Dil, gerçekliğin kaotik oluşundan bir düzen çıkarır. Saf gerçekliğin üstüne naif toplumsal gerçekliğin şablonunu yerleştirir ve böylece dilin anlam haritasında önceden belirmiş olan taşlar her defasında yerli yerine oturur, yön bulmak için yollar belirir önümüzde. Bu taşlar soyut ya da somut nitelikte sınıflanabilir, hatta bu iki diyalektik uç arasında salınabilir.
dersim'i "şimdi" açmak
Tolga Yıldız
tarih yargılanmaz ki. tarihi yargılamak mazluma, mağdura bir "adalet" getirmez ki. benim için "şimdi" politiktir, yargılanacak tek şeydir, öfke duyulacak tek şey.
I.
"modern ulus-devlet", "milli" mücadele kadrosu için öylesine bir seçenek değildi, gibi geliyor bana. malumunuzdur, bu topraklarda devlet gelir, devlet gider ama "devlet" bakidir. bu uğurda, hiç olmazsa anadolu'yu tutmak için yeni "araç" bu olacaksa, "ulus" da olunur. ancak "ulus" olma, ideal olanın aslında kendisi değil. ideal olan "medeniyet"te yer işgal etmek, bir ağırlık kazanmak değil mi?
tarih yargılanmaz ki. tarihi yargılamak mazluma, mağdura bir "adalet" getirmez ki. benim için "şimdi" politiktir, yargılanacak tek şeydir, öfke duyulacak tek şey.
I.
"modern ulus-devlet", "milli" mücadele kadrosu için öylesine bir seçenek değildi, gibi geliyor bana. malumunuzdur, bu topraklarda devlet gelir, devlet gider ama "devlet" bakidir. bu uğurda, hiç olmazsa anadolu'yu tutmak için yeni "araç" bu olacaksa, "ulus" da olunur. ancak "ulus" olma, ideal olanın aslında kendisi değil. ideal olan "medeniyet"te yer işgal etmek, bir ağırlık kazanmak değil mi?
Etiketler:
açılım,
dersim,
devrimci,
eleştiri,
kürt,
modernizm,
muhafazakar,
resmi tarih,
tolga yıldız,
türkiye cumhuriyeti,
öymen
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





