08 03 2009

"EPEYCE YAKLAŞMIŞIM, DUYUYORUM, ANLATAMIYORUM"*

Tolga Yıldız


Ben Nuri Bilge Ceylan'ı Uzak ile tanıdım. Bunda hem yaşım, hem de bu filmin o dönemki ödüllendirilme olayı bir zemin yaratmış olabilir. Bilemem. Ama Uzak'ı izledikten sonra kafamda pörtleyen bir çıbandır sinema. Sinema derken film yapmak. Nuri Bilge Ceylan bana bu cesareti vermiş.

Ve onun yaptığı hangi filmi izlediysem, hep sakin bir heyecan duydum, duyarım. Hâlâ. Melankolik bir coşku...

Bir keresinde, Cannes Film Festivali ertesinde en iyi yönetmen ödülünü aldığı için kutlamaya çalışırken ben onu, o, elini omzuma koymuş, "niye uzun metraj yapmıyorsun" diyordu. Birkaç defa ayaküstü muhabbet etme şansını yakaladım şimdiye dek. Her defasında buna benzer bir soru yumurtası bırakıp gitti o kanlı çıbanın tam üzerine.

Mesela "bak ben elli yaşımdayım, zaman kaybetme" demişti.

Nuri Bilge Ceylan dünyanın en büyük yönetmenlerinden midir, ben bilmem; bu, daha çok Cannes jürilerinin ağzına yakışır. Ama Nuri Bilge Ceylan benim fahri sinema hocamdır. Gıyabında ondan çok şey öğrenmişimdir. Onun filmlerinin kötü taklitlerini çekip onları filmim diye sevmekteyimdir.

Gel gelelim, Üç Maymun -da- Nuri Bilge Ceylan'ın "ilerlerken değişen, değişirken ilerleyen"** sinemasının izleğindedir, son duraktır. Bu sinema duygusunun kendisini ifşa ettiği son "mühür"dür. Ama ben "NBC" deyince hala Kasaba-Mayıs Sıkıntısı ve Uzak'a bakıyorum, İklimler ve Üç Maymun'dan önce. Koza'nın yeri ayrı tabii. İlle de Uzak derim sorsanız. Neden mi? Yine bana kalırsa bu huyum. Uzak, benim bir alışkanlığımdır. Sevdiğim bir şarkı gibi. Mırıldanırım.

Üç Maymun'a gelince, Nuri Bilge Ceylan'dan yepyeni bir film gelmedi. Zaten verdiği sözü daha tutuyor: "Hep aynı filmi çekeceğim." Titizlikle yaratılmış bir ses bandı üzerinde "duran" kareler. Gözleri hep karanlık tarafa bakmaya iten bir renk yönetimi. Dijital kameranın kullanıldığı en "güzel" uzun metraj sinema filmlerinden biri bu. Bir de Nuri Bilge Ceylan sinemasını düşününce, dijital kamerayı bu denli "sağlam, ayakları yere basar" kullanması bana bir mucizevi mesaj gibi geliyor. Al sana bir cesaret iğnesi, bir ders daha.

Mesela "çözünürlük benim için o kadar da önemli değil" demiş bir yerde. Yani korkma, cep telefonu kamerasıyla da film yaparsın. Kasaba'nın DVD'sindeki kamera arkası bölümüne bakınız. Kullandığı kamera çok eski, ikinci el bir kamera... İçinde dönen ise ucuz eski Rus filmleri.

Neyse. Konu çok zayıf, becerememiş diyenler oldu bana. Onlara dediğimi tekrarlayacağım: Yahu Nuri Bilge Ceylan için hikâye ancak bir hikâyedir. Zaten hikâyesi en oyunlu filmi bu şimdiye dek. Öpün de başınıza koyun. Mesela Mayıs Sıkıntısı da, Uzak'tan daha oyunludur, "doğası" gereği... Telâş etmeyin.

Nuri Bilge Ceylan için hikâye demek, çekimlerinin, kurgusunun, sesinin, yani sinemasının mezesi demek. Gitgide daha bir yetkinlikle, sinemasının hak ettiği ölçüde, karınca kararınca tarttığı, leziz bir unsuru. Daha fazlasına da gerek var mı?

Onun için hikâye, Çehov karakterlerinin dolaştığı orman gibi, ev gibi, tarla gibi. Sadece bir derinlik. Hareket eden ise sineması. Yani kadrajı... Hâ, derseniz ki, Nuri Bilge Ceylan'ın sinemasında kurgu müdahale olarak görülür ve en aza indirilmiştir ve kamera hareketsizdir. Derim ki, işte bu da Nuri Bilge Ceylan'ın işi... Hareketsizliğe rağmen izlenecek bir şey buldurabilmek...

*Orhan Veli
**Ahmet Hamdi Tanpınar