2.10.13

A short introduction to the question of mental representation

The smallest structural unit of the mind is representation. A representation shows a feature like a fractal. No matter how you break it into parts, a "relation" (representation) will always be re-existent, and this process will deeply persist through the characteristic differences in repeating itself but not losing its character as to be a representation at every turn. Besides that, every mental representation is in a non-linear web within all other representations as a whole. In short, in the mind all roads may not lead to Rome!

We can explain the formation of representational structures with dual appearances of the same mental process: similarity (integration) and dissimilarity (disintegration). At this point, we have to explain basic acts of the mind which reveal the dual appearances of this process: inhibition and excitation. But we still do not explain with these concepts that why a representation has to be in a certain kind of relational stream through other representations.

The awareness of how the world should be presented in a certain situation (a formative constraint) is needed. Awareness is a temporal answer or a series of answers that is functionally given by the system to the question "how the inter-representations relations should be." But we still cannot explain the chemistry of this answer with only mental stuffs; in the opposite case, there might be nothing in our hands besides of a simple tautology.

15.9.13

Bir kelime neyi değiştirir? Boyut değiştirerek eşleme görevine kavramsal ağların etkisi*

Özet
Bu araştırmanın amacı, üç yaş çocuklarının genellikle perseverasyon gösterdikleri Boyut Değiştirerek Kart Eşleme görevinde kullanılan klasik yönergede sabit bir temsil işaret edildiği zaman çocukların bilişsel esneklik gösterip göstermeyeceklerini sınamaktır. 13 üç yaş çocuğunun katılımcı olduğu çalışmada, amaca uygun olarak Boyut Değiştirerek Kalem Eşleme görevi geliştirilip kullanılmıştır. Bulgular, kart yerine gerçek bir sabit nesne (kalem) üzerinden sınıflama boyutlarına atıf yapıldığı durumda küçük çocukların uzunluk ve renk arasında kural ve temsil esnekliğini yüksek bir başarıyla yapabileceklerini öngören hipotezi kısmen destekler görünmektedir. Bu sonuç, bilişsel esneklik alanyazını açısından dilin kavramsal ve nesnelerin algısal aracılık rollerine dikkat çekmektedir.
Anahtar kelimeler: Bilişsel gelişim, yönetici işlevler, bilişsel esneklik, kavramsal ağlar, Boyut Değiştirerek Kart Eşleme

What does a word alter? The effect of conceptual networks on the dimensional change sorting task

Abstract
The purpose of the research was to examine the cognitive flexibility of three-year-olds, who usually persevere in the Dimensional Change Card Sort task, when a constant representation was referred in the classic instruction. In accordance with this purpose, the Dimensional Change Pencil Sort task was developed and used in the current study that 13 three-year-olds participated in. Findings seemed to support partially the hypothesis predicted that the kids could achieve the task in terms of rule use and mental representational flexibilities between length and color at the post switch phase in which situation classification dimensions were referred over a real and constant object (pencil) instead of a card. This result drew attention to the conceptual and perceptual mediation roles of language and objects respectively in terms of the cognitive flexibility literature.
Keywords: Cognitive development, executive functions, cognitive flexibility, conceptual networks, Dimensional Change Card Sort

* Yıldız, T. (2013). Bir kelime neyi değiştirir? Boyut değiştirerek eşleme görevine kavramsal ağların etkisi. Nesne Psikoloji Dergisi, 1 (1), 1-19.

8.8.13

Muhafazakâr DNA*

Evrim kavramı, bilinen canlılığın oluşum ve farklılaşma (saçaklanma) ilkelerini akla getirir. Neden sonra hemen her şeyin değişerek gelişme sürecine atıf yapmak için kullanılır olmuştur. Bu kavramın biyolojideki komşusu kalıtımdır. Kalıtım, canlılığın bir aktarımın ürünü olduğu fikrinden yola çıkarak bir kuşaktan diğer kuşağa belirli bir türün nasıl tutarlı bir karakteristikle devam ettiğine, türlerin nasıl birbirine karışmadığına dikkat çeker. Kalıtılan şey neyse, yapısal bir sürekliliğinin-korunan bir canlı yapısının-nedeni sayılmıştır. Yine biyolojide kalıtım ve evrim kavramları arasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışan bilim dalına da genetik denir. Bu kavramın kökeninde ise "köken ve oluşum" vardır. Canlılığın kökenini araştıran bu alan, RNA ve DNA yapılarını keşfetmiş ve "biyolojik düzenlilik" fikrinin Pandora kutusunu aralamıştır.

İnsan türünün biyolojik kalıtsal biriminin-birçok farklı türde de olduğu gibi-DNA olduğunu biliyoruz artık. Farklı olarak, virüslerinki ise genellikle RNA'dır. Ve bizleri bir virüsten farklılaştıran en temel genetik olgularından biri de-aslına bakarsanız-iki iplikçikten oluşan DNA'nın bu yapısından kaynaklanan muhafazakarlığıdır. Aslında bu muhafazakârlık, büyükbabalarımızın sararmış resimlerine baktığımızda ağızlarımızın, çenelerimizin, burunlarımızın benzerliğine şaşırmamıza ve aynı zamanda resimdekileri de birer insan olarak bizimle aynı türün mensubu görüp doğal olarak şaşırmamamıza neden olmaktadır. Tuhaf bir örnek olacak ama bir virüsün büyükbabasını bu şekilde tanıma olasılığı zorunlu olarak yok gibidir. Çünkü RNA, çevresel şartların etkilediği hücre içi yapılara göre esnek şekilde değişir ve bu değişimi çoğalarak aktarmakta gayet başarılıdır. Bu yüzden her kış geçen kışın grip virüsüne göre hazırlanmış grip aşısını tekrar olsak dahi grip olmaktan kurtulamayız.

1.3.13

Steven Pinker'in Boş Sayfası*

Harvard'lı profesör Steven Pinker'in çağımızda insan doğasının nasıl çarpık anlaşıldığından ve bu duruma biliminsanlarının nasıl katkılar sağladığından uzun uzun dem vurduğu kitabı Boş Sayfa, öyleymiş gibi bir ağırlığa sahip görünse de, aslında bir genetik-çevre tartışması kitabı değil. Bu kitap, genetik literatüründeki son 50 yıllık olumlu değişimin halen nasıl görmezden gelindiğinin -biraz da muhafazakar bir üslupla- altını kalınca çizen, eğlenceli bir kitap.

İngiliz filozof John Locke'a kadar uzanan Tabula Rasa görüşünün konforlu, öz güvenli ve güç vaad eden gündelik alışkanlıklarımıza hem neden olmasından hem de bu yüzden bu alışkanlıkların halen körlemesine sürdürülmesinden şikayet etmekte haklı görünüyor Profesör Pinker. Burada, -bence Locke'u hemen bir günah keçisi ilan etmeden,- bu görüşün nasıl genellenerek sarsılmaz bir (politik) gerçeklik öğretisi haline gelmesinden söz ediyor. Dolayısıyla -bilimsel bir tartışmanın asıl konusunun olgular ve akıl aracılığıyla bu olguların açıklanmaya/bütünlenmeye çalışılması olduğunu tekrar hatırlarsak eğer- bilim camiası için teknik açıdan söz konusu olan şeye "öğreti" değil "kuram" dendiğinin vurgusunu yapıyor satır aralarında.

İnsanbilimleri dediğimiz şeyler, Locke'un Tabula Rasa'sına, yani insan ve insana dair herşeyin "boş sayfa" olarak ele alınmasına halihazırda çok şey borçludur; hatta denebilir ki insanbilimlerinin varoluşlarına kapı aralamıştır bu fikir. Bu noktada, Boş Sayfa'dan beklenen şey, tam anlamıyla, insani fenomenleri rasyonel olarak açıklamak ve bütünleştirmek, bu konularda yaratıcı sorular sorulması için takipçileri yüreklendirmektir. Zaten bu bakış açısının insanın anlaşılması mücadelesine olan devrimci katkılarının oldukça değerli ve büyük olduğunu biliyoruz. İşte Pinker, Boş Sayfa'nın son 50 yılda bunu artık hakkıyla yapamadığını ortaya koyuyor. Yani Boş Sayfa bir kuram olarak yeni bilimsel olgular ışığında çoktan çürütülmüştür, diye ilan ediyor.

23.1.13

"I" in the hands of genetics and cognitive science

The debate on "nature versus nurture" has been losing its validity and excitement with each passing day. In the next century, the debate, "genetics versus shared and unshared environments", has to give its place to a new paradigm that evaluates the broken human nature as a whole again within the frame of Mauss' (2005) approach named "total social phenomena" which was suggested in the beginning of the last century.

My thesis below is based on the idea of that the variables, genetics (biological) and environment (social), are infrastructures in need of each other and, in fact, influences on each other with every moment as collimating powers in all the micro-genetic, historic and evolutionary processes. The thesis is a result of an essay to explain the emerging of the concept "I" in the context of developmental relations between innate motivations and social interactions. In my opinion, Carruthers' and Tomasello's hypotheses about the uniqueness of human mind offer a consistent development program to explain how the concept "I" emerges per se.