1.3.13

Steven Pinker'in Boş Sayfası*

Harvard'lı profesör Steven Pinker'in çağımızda insan doğasının nasıl çarpık anlaşıldığından ve bu duruma biliminsanlarının nasıl katkılar sağladığından uzun uzun dem vurduğu kitabı Boş Sayfa, öyleymiş gibi bir ağırlığa sahip görünse de, aslında bir genetik-çevre tartışması kitabı değil. Bu kitap, genetik literatüründeki son 50 yıllık olumlu değişimin halen nasıl görmezden gelindiğinin -biraz da muhafazakar bir üslupla- altını kalınca çizen, eğlenceli bir kitap.

İngiliz filozof John Locke'a kadar uzanan Tabula Rasa görüşünün konforlu, öz güvenli ve güç vaad eden gündelik alışkanlıklarımıza hem neden olmasından hem de bu yüzden bu alışkanlıkların halen körlemesine sürdürülmesinden şikayet etmekte haklı görünüyor Profesör Pinker. Burada, -bence Locke'u hemen bir günah keçisi ilan etmeden,- bu görüşün nasıl genellenerek sarsılmaz bir (politik) gerçeklik öğretisi haline gelmesinden söz ediyor. Dolayısıyla -bilimsel bir tartışmanın asıl konusunun olgular ve akıl aracılığıyla bu olguların açıklanmaya/bütünlenmeye çalışılması olduğunu tekrar hatırlarsak eğer- bilim camiası için teknik açıdan söz konusu olan şeye "öğreti" değil "kuram" dendiğinin vurgusunu yapıyor satır aralarında.

İnsanbilimleri dediğimiz şeyler, Locke'un Tabula Rasa'sına, yani insan ve insana dair herşeyin "boş sayfa" olarak ele alınmasına halihazırda çok şey borçludur; hatta denebilir ki insanbilimlerinin varoluşlarına kapı aralamıştır bu fikir. Bu noktada, Boş Sayfa'dan beklenen şey, tam anlamıyla, insani fenomenleri rasyonel olarak açıklamak ve bütünleştirmek, bu konularda yaratıcı sorular sorulması için takipçileri yüreklendirmektir. Zaten bu bakış açısının insanın anlaşılması mücadelesine olan devrimci katkılarının oldukça değerli ve büyük olduğunu biliyoruz. İşte Pinker, Boş Sayfa'nın son 50 yılda bunu artık hakkıyla yapamadığını ortaya koyuyor. Yani Boş Sayfa bir kuram olarak yeni bilimsel olgular ışığında çoktan çürütülmüştür, diye ilan ediyor.