7.12.14

Türlerin kökeni ve insan*

Türlerin Kökeni başlıklı yaklaşık 600 sayfalık bilimsel eser, 24 Kasım 1859’da yazarı 50 yaşındayken yayınlanmıştı. Kitabın yazarı olan Charles Robert Darwin, şehre uzak bir çiftlik evinde 17 sene süren çalışmalarına hastalıklı bünyesi nedeniyle kesintilerle de olsa büyük bir tutkuyla devam etmişti. Fakat bu kitabı uzun bir süre yayınlama cesareti gösterememişti.

Bunun iki sebebi vardı: Mezunu olduğu Cambridge Üniversitesi başta olmak üzere liberal Avrupa akademik çevrelerinin “mutlak insan”ı tahtından edecek bu açıklamaya göstereceği sert tepkiler ve bu bakış açısının öncüllerine halihazırda gösterilmiş tepkilere karşı daha ikna edici bulguların titizlikle elde edilip çözümlenmesinin o zamanki teknolojiyle oldukça zahmetli olması.

Evrim olgusunu ilk defa Darwin dillendirmeyecekti üstelik. Hatta çocukluğu bu meselenin konuşulduğu bir evde geçmişti. Darwin, dedesi Erasmus Darwin gibi evrimcilerden farklı olarak fizikte Newton’ın yaptığını yapmak üzereydi sadece. Evrimsel niteliği olan birbirinden farklı tüm biyolojik bulguları tek bir mekanizma ile açıklamayı başarabilmişti. O, bu mekanizmayı tanımlayıp ona isim koyan ilk kişiydi: Doğal seçilim.

5.12.14

O muazzam saksı*

(1)
Fotoğrafta (1) gördüğünüz el şekilleri, 41 bin sene önceki atalarımızın bugüne gönderdiği bir "buradayız" mesajı. Şimdiki İspanya sınırları içindeki bir mağara duvarındalar. Toprağı sulandırarak elde ettikleri bir boyayı ağızlarına doldurup duvara dayadıkları elleri üzerine püskürterek yapmışlar.

1970'lerde ise NASA, altın bir plağa 6 saatlik ses kaydı yaptı. Bu kayıtta müzik eserleri ve dünyadaki yaşama dair temel bilgiler yer alıyordu. Bu plak, Da Vinci'nin insan anatomisi resimleri gibi görsellerle birlikte bir uzay aracına yerleştirildi. 1977'de bu araç uzaya fırlatıldı. Daha sonra benzer şekilde iki araç daha tasarlayıp uzaya fırlattık. Bu araçları fırlatacağımız saniyeyi bile hesapladık ki yolu üzerindeki gezegenler hem yakından gözlemlenebilsin hem de o gezegenlerin kütle çekimleri araçlarımıza fazladan ivme kazandırsın, araçlar mümkün olduğunca uzaklara gitsin. Bu kozmik atış yolunun 176 senede bir açıldığını hesaplayarak yaptık bunu.

İlk araç "Voyager" (yani seyyah) adını taşıyor. 2011'de Güneş'ten 18 milyar km uzaklıktaydı. Şu anda Güneş Sistemi'ni terk etmiş durumda (2013 itibariyle). Yıldızlar arası alan diye tabir edilen bir yere vardığı düşünülüyor. Burası, İspanya'daki mağarada görünen insan elinin değdiği en uzak nokta şimdilik. Bu uzaklık nedeniyle Voyager'la bağlantımız da -aynen tahmin ettiğimiz gibi- gidip geliyor. Saniyede 2 km hızla yoluna devam ettiğini düşünüyoruz (bu hız beyin nöronlarının iletim hızının yaklaşık 17 katı). Mesajın ulaşacağı birileri vardır belki diye uzaklaşıyor. Tıpkı 41 bin sene evvel yaptığımız gibi. Aracımızın 2020'ye kadar kendini yönlendireceği bir gücü ve planı var. Sonrası tekrar bir süre karanlık kalacak, belki bir 41 bin sene daha. Kim bilir.

Bahsettiğim altın plakta neredeyse tüm Dünya dillerinde mesajlar var. Bu dillerden biri de Türkçe: http://voyager.jpl.nasa.gov/spacecraft/languages/audio/turkish.au