8.8.13

Muhafazakâr DNA*

Evrim kavramı, bilinen canlılığın oluşum ve farklılaşma (saçaklanma) ilkelerini akla getirir. Neden sonra hemen her şeyin değişerek gelişme sürecine atıf yapmak için kullanılır olmuştur. Bu kavramın biyolojideki komşusu kalıtımdır. Kalıtım, canlılığın bir aktarımın ürünü olduğu fikrinden yola çıkarak bir kuşaktan diğer kuşağa belirli bir türün nasıl tutarlı bir karakteristikle devam ettiğine, türlerin nasıl birbirine karışmadığına dikkat çeker. Kalıtılan şey neyse, yapısal bir sürekliliğinin-korunan bir canlı yapısının-nedeni sayılmıştır. Yine biyolojide kalıtım ve evrim kavramları arasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışan bilim dalına da genetik denir. Bu kavramın kökeninde ise "köken ve oluşum" vardır. Canlılığın kökenini araştıran bu alan, RNA ve DNA yapılarını keşfetmiş ve "biyolojik düzenlilik" fikrinin Pandora kutusunu aralamıştır.

İnsan türünün biyolojik kalıtsal biriminin-birçok farklı türde de olduğu gibi-DNA olduğunu biliyoruz artık. Farklı olarak, virüslerinki ise genellikle RNA'dır. Ve bizleri bir virüsten farklılaştıran en temel genetik olgularından biri de-aslına bakarsanız-iki iplikçikten oluşan DNA'nın bu yapısından kaynaklanan muhafazakarlığıdır. Aslında bu muhafazakârlık, büyükbabalarımızın sararmış resimlerine baktığımızda ağızlarımızın, çenelerimizin, burunlarımızın benzerliğine şaşırmamıza ve aynı zamanda resimdekileri de birer insan olarak bizimle aynı türün mensubu görüp doğal olarak şaşırmamamıza neden olmaktadır. Tuhaf bir örnek olacak ama bir virüsün büyükbabasını bu şekilde tanıma olasılığı zorunlu olarak yok gibidir. Çünkü RNA, çevresel şartların etkilediği hücre içi yapılara göre esnek şekilde değişir ve bu değişimi çoğalarak aktarmakta gayet başarılıdır. Bu yüzden her kış geçen kışın grip virüsüne göre hazırlanmış grip aşısını tekrar olsak dahi grip olmaktan kurtulamayız.