Kayıtlar

Kemal Tahir’in Bir Mülkiyet Kalesi romanında aile sistemi, tarihsel zaman ve çocukluğun inşası: Mülkiyet, baba otoritesi ve gelişimsel kırılganlık*

Resim
Özet Kemal Tahir’in Bir Mülkiyet Kalesi Romanında Aile Sistemi, Tarihsel Zaman ve Çocukluğun İnşası: Mülkiyet, Baba Otoritesi ve Gelişimsel Kırılganlık Öz Bu makale, Kemal Tahir’in Bir Mülkiyet Kalesi romanını gelişimsel psikoloji, aile sistemleri teorisi, bioekolojik yaklaşım ve anlatı psikolojisi çerçevesinde okumaktadır. Temel iddia, romanda mülkiyetin ekonomik bir nesnenin sınırlarını aşarak aile kaygısını düzenleyen, baba otoritesini örgütleyen, sınıfsal haysiyeti savunan ve tarihsel kırılma koşullarında çocukluğu biçimlendiren sembolik-ilişkisel bir mekanizma olarak işlediğidir. Mahir Efendi, Canseza, Murat ve Cemal’den oluşan aile, Osmanlı çözülüşü, savaş, işgal, hukuki belirsizlik, himaye ilişkileri, sınıfsal kırılganlık ve erken Cumhuriyet dönüşümünün basınçları altında yaşayan bir duygusal sistem olarak ele alınmaktadır. Çalışma, teori güdümlü nitel vaka analizini, yorumlayıcı yakın okumayı, anlatı psikolojisini, fenomenolojik duyarlılığı ve refleksif tematik analizi bir aray...

Türk tiyatrosu var mı?*

Resim
Türk tiyatrosu var mı? Sahneye çıkmış oyunları, büyük oyuncuları, güçlü yönetmenleri, köklü kurumları ve uzun bir emek tarihini sayıyorsak elbette var. Bu soru o anlamda soruluyorsa cevap kolaydır. Karagöz var, meddah var, orta oyunu var, köy seyirlikleri var. Gedikpaşa Tiyatrosu var, Güllü Agop var, Şinasi’nin Şair Evlenmesi var. Darülbedayi var, Muhsin Ertuğrul var, Haldun Taner var, Vasıf Öngören var, Ferhan Şensoy var. Daha yakın zamana geldiğimizde özel tiyatroların, bağımsız sahnelerin, küçük salonların, genç toplulukların, inatla oyun çıkaran insanların emeği var. Fakat asıl soru başka: Türkiye’de tiyatro, dünya ölçeğinde tanınabilir bir estetik gramer, sürdürülebilir bir maddi zemin ve kendini yeniden üreten özerk bir alan yaratabildi mi? Yani yalnızca oyun sahnelemekten söz etmiyorum. Tiyatronun bir düşünme biçimi, bir kamusal yüzleşme alanı, bir repertuar düzeni, bir eleştiri dili, bir dramaturji ekosistemi ve seyirciyle özgül bir ilişki biçimi olarak varlığından söz ediyorum...

"Yeni Dünya Düzeni" (Oyun)

Resim
YENİ DÜNYA DÜZENİ NEW WORLD ORDER Körfez Savaşı’nın ardından “yeni dünya düzeni” sözü siyaset meydanlarında parlatılırken, 20. yüzyıl İngiliz tiyatrosunun en güçlü imzalarından Harold Pinter, bu parlak ifadenin arkasındaki karanlık odaya bakar. Pinter’ın bu kısa ve keskin politik hicvi, yazarın geç dönem tiyatrosunda ideolojik bir manifesto niteliği taşır. Güç ile çaresizlik, sorgulayan ile sorgulanan arasındaki o tekinsiz sınırı kara mizahın soğukkanlılığıyla çizen oyun; bütün bir çağın iktidar, şiddet ve manipülasyon dilini sahnenin ortasında çırılçıplak bırakır. Yazan: Harold Pinter Çeviren: Tolga Yıldız Yöneten: Efsane Odağ Oyuncular: Mehmet Berkay Baygın Osman Ataseven Mira Kalender Veyis Özkan Işık Tasarım: Mehmet Berkay Baygın Afiş Tasarım: Sevin Ülker Alman Reji Asistanı: Gülşen Sevinç Ünal 21 Haziran Pazar 14.00 Dasdas Açık Sahne Pinter’ın “Yeni Dünya Düzeni” DasDas Açık Sahne’de Tiyatro Tiyatro Dergisi

Dijital cumhuriyetin eşiğinde*

Resim
Temsili demokrasinin tarihsel gerekçesi, uzun süre oldukça ikna ediciydi. Halk dediğimiz büyük kalabalıklar aynı anda konuşamaz, aynı bilgiye eşit biçimde ulaşamaz, devletin gündelik işleyişini izleyemez, bütçenin nereye aktığını göremezdi. Bu yüzden halk adına konuşacak, karar verecek, denetleyecek temsilciler gerekiyordu. Temsil, bir bakıma teknik bir zorunluluktu. Coğrafyanın, iletişim araçlarının, okuryazarlığın, bürokrasinin ve bilgiye erişimin sınırları içinde makul görünen bir çözümdü. Fakat bugün artık aynı dünyada yaşamıyoruz. İnternet, yapay zekâ, güvenli dijital kimlik, açık veri altyapıları, blokzincir, katılımcı bütçe platformları, harita tabanlı talep sistemleri ve gerçek zamanlı denetim panelleri, siyasal katılımın maddi zeminini değiştirdi. Bu teknolojilerin hiçbiri kendi başına demokrasi üretmez. Hatta kötü ellerde daha karanlık bir gözetim rejiminin aracı olarak da kullanılabilir. Yine de şu soruyu artık erteleyemeyiz: Vatandaşın iradesini dört ya da beş yılda bir san...

Towards a holistic, equitable, and immersive future of education: Integrating AI, the metaverse, and developmental perspectives*

Resim
Abstract Education stands at a pivotal juncture, driven by the rapid convergence of digital technologies such as artificial intelligence (AI) and the metaverse. This chapter explores how these emerging tools may reshape pedagogy, learning environments, and social structures, drawing upon sociological and developmental psychology frameworks. Historical roots of mass education and open-distance learning initiatives are examined to contextualize the accelerating shift toward more flexible, immersive modalities. The analysis spans the progression from traditional, standardized systems to the Web 4.0 era, in which AI-driven personalization and virtual reality simulations promise new frontiers in student engagement and skill development. Türkiye’s unique experience in open and distance education, amplified by the disruptions of the COVID-19 pandemic, serves as a case study that illustrates both the democratizing potential and the persistent inequalities exacerbated by digital divides. Ethica...

Tanrı’nın kütüphanesi: Matbaa klişelerinden yapay zekânın örüntülerine*

Resim
Bir an için Tanrı’yı bulutların üzerinde duran yaşlı bir adam, yargılayıcı bir ses ya da görünmez, mutlak bir göz olarak tahayyül etmekten vazgeçelim. Onu, tıpkı Borges’in Babil Kitaplığı’nda olduğu gibi, sonsuz ve imkânsız bir kütüphane olarak hayal edelim. Bu kütüphanenin raflarında, insanlık tarihi boyunca şimdiye kadar kurulmuş bütün cümleler var. Sadece onlar da değil, gelecekte kurulabilecek bütün cümleler de o raflardaki yerini çoktan almış. Büyük romanların o çekici açılış cümleleri, heveskâr ama kötü yazılmış şiirler, pazar alışveriş listeleri, çocukların sokakta uydurduğu tekerlemeler, soğuk mahkeme kararları, asırlık dua metinleri, gece yarısı yazılan uzun ayrılık mektupları, ihtiraslı aşk itirafları, dünyayı değiştiren bilimsel teoremler, kitleleri peşinden sürükleyen siyasi sloganlar, ilkokul kompozisyonları ve sarhoşken atılıp sabahında bin pişman olunan o malum mesajlar... “Kar beyazdır” cümlesi tam orada duruyor. “Ay peynirden yapılmıştır” cümlesi de hemen yanında. Bir ...