Kayıtlar

Communication etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

From form to ratification: Reassessing AI “communication” after the Facebook chatbot episode*

Resim
Abstract This article examines the historical evolution of education, highlighting significant shifts shaped by sociocultural dynamics and technological advancements. In early human societies, education was an organic process, rooted in communal activities essential for survival. As societies progressed, education became more structured, serving not only as a tool for intellectual development but also as a means to reinforce social hierarchies, particularly during the Ancient Greek period and the Middle Ages. The Industrial Revolution marked a transformative shift, where education systems were standardised to meet the needs of an industrialised society, mirroring the factory environment to instil discipline and conformity. The introduction of radio and television in the 20th century further democratised education, making it more accessible and blurring the boundaries between traditional educational settings and daily life. The article underscores how digital technologies, especially th...

TvNet ile röportajımız (TV)

Resim
Ketebe Moderatör: Mehmet Önder Konuk: Tolga Yıldız TvNet

DTF St. Louis’te arzu, veri ve bakım*

Resim
DTF St. Louis seyircisini bir cesedin başına çağırıyor. Floyd ölü bulunmuş. Geriye yorgun bir evlilik, tuhaf bir dostluk, gizli bir ilişki, takma adlar, mesajlar, otel odaları ve evli insanlara kaçamak vaat eden bir uygulama kalmış. Yedi bölüm boyunca aynı soruya kapılıyoruz: Floyd’u kim öldürdü? Finale geldiğimizde yanlış sorunun peşinden gittiğimizi anlıyoruz. Dizinin asıl meselesi katilin kimliğinden çok, insanların birbirine ulaşmak için bunca araca sahipken birbirlerini nasıl bu kadar yanlış okuyabildiği. Steven Conrad’ın yazıp yönettiği dizi, St. Louis banliyösünde yaşayan üç orta yaşlı insanı izliyor: Yerel televizyonun hava durumu sunucusu Clark, kanalın işaret dili tercümanı Floyd ve Floyd’un eşi Carol. Clark ile Floyd’un bir fırtınada başlayan dostluğu, Clark’ın DTF St. Louis uygulamasından söz etmesiyle yön değiştiriyor. Çok geçmeden Clark ile Carol arasında bir ilişki başlıyor. Floyd da aynı uygulamada başka bir arzu hayatının izini sürüyor. Üçü birbirini koruyor, kullanıyo...

Advanced theory of mind in Syrian Arabic–Turkish sequential bilinguals and Turkish monolinguals: Assessment language, school-language attainment, and the ecology of bilingualism*

Resim
Merve Nur Asan, Tolga Yıldız Abstract Claims about bilingual advantages in children’s social cognition remain unsettled, particularly when language proficiency and context are taken seriously. This study examined advanced theory of mind in Syrian Arabic–Turkish sequential bilinguals in Türkiye. One hundred bilingual children (11–12 years) and 50 Turkish monolingual peers completed the Reading the Mind in the Eyes Test–Child (RMET) and the Faux Pas Recognition Test–Child; bilinguals were randomly assigned to Arabic or Turkish assessment. Monolinguals outperformed bilinguals on RMET, Faux Pas, control, and total Faux Pas scores. Within the bilingual sample, Turkish assessment improved RMET performance but not Faux Pas performance. These patterns remained after adjustment for age, nonverbal reasoning, Turkish attainment, preschool duration, and household size. The findings suggest that advanced social-cognitive performance in immigrant bilinguals is shaped less by language status alone th...

K24 ile röportajımız*

Resim
Tolga Yıldız ile söyleşi: “İnsan aslında dikkatinin tarihidir.” “Dikkat hakkı sınıfsal bir meseledir. Sessiz bir çevresi olan çocukla, kalabalık, dar bir evde büyüyen çocuk aynı dikkat koşullarına sahip değil. Güvenceli işi olan yetişkinle, sürekli geçim hesabı yapan insan aynı zihinsel ferahlıkta yaşamıyor.” * Röportaj için lütfen tıklayınız.

Ekranın ardındaki insan: Sanal şiddet ve nezaket*

Resim
Bir zamanlar interneti ayrı bir yer sanıyorduk. Gerçek hayat burada, ekranın içindeki hayat oradaydı sanki. Bilgisayarı kapatınca, telefonu sessize alınca, uygulamadan çıkınca o dünyanın da kapısı kapanıyordu. Bugün bunun böyle işlemediğini çok iyi biliyoruz. Gece yarısı gönderilen küçük düşürücü bir mesaj, sabah okul koridorunda bir çocuğun boynuna asılabiliyor. Bir grup sohbetinde yapılan acımasız bir şaka, yıllarca sürecek bir utanca dönüşebiliyor. Rıza alınmadan paylaşılan bir fotoğraf, birkaç dakika içinde şehir şehir dolaşabiliyor. Ekranda başlayan şey, insanın bedenine, uykusuna, ilişkilerine, okuluna, işine ve güven duygusuna saplanıyor. Bu yüzden uzaktan sanal ortamda şiddeti yalnızca kaba söz, sert yorum ya da anlık öfke patlaması gibi görmek bizi yanıltır. Dijital şiddet, kimi zaman hakaret ve tehdittir. Kimi zaman dışlama, alay, söylenti yayma, özel bilgileri ifşa etme, cinsel taciz, ısrarlı takip ya da bir kişiyi kalabalıkların önüne atarak hedef göstermedir. Bazen sosyal ...

Dijital cumhuriyetin eşiğinde*

Resim
Temsili demokrasinin tarihsel gerekçesi, uzun süre oldukça ikna ediciydi. Halk dediğimiz büyük kalabalıklar aynı anda konuşamaz, aynı bilgiye eşit biçimde ulaşamaz, devletin gündelik işleyişini izleyemez, bütçenin nereye aktığını göremezdi. Bu yüzden halk adına konuşacak, karar verecek, denetleyecek temsilciler gerekiyordu. Temsil, bir bakıma teknik bir zorunluluktu. Coğrafyanın, iletişim araçlarının, okuryazarlığın, bürokrasinin ve bilgiye erişimin sınırları içinde makul görünen bir çözümdü. Fakat bugün artık aynı dünyada yaşamıyoruz. İnternet, yapay zekâ, güvenli dijital kimlik, açık veri altyapıları, blokzincir, katılımcı bütçe platformları, harita tabanlı talep sistemleri ve gerçek zamanlı denetim panelleri, siyasal katılımın maddi zeminini değiştirdi. Bu teknolojilerin hiçbiri kendi başına demokrasi üretmez. Hatta kötü ellerde daha karanlık bir gözetim rejiminin aracı olarak da kullanılabilir. Yine de şu soruyu artık erteleyemeyiz: Vatandaşın iradesini dört ya da beş yılda bir san...

Tanrı’nın kütüphanesi: Matbaa klişelerinden yapay zekânın örüntülerine*

Resim
Bir an için Tanrı’yı bulutların üzerinde duran yaşlı bir adam, yargılayıcı bir ses ya da görünmez, mutlak bir göz olarak tahayyül etmekten vazgeçelim. Onu, tıpkı Borges’in Babil Kitaplığı’nda olduğu gibi, sonsuz ve imkânsız bir kütüphane olarak hayal edelim. Bu kütüphanenin raflarında, insanlık tarihi boyunca şimdiye kadar kurulmuş bütün cümleler var. Sadece onlar da değil, gelecekte kurulabilecek bütün cümleler de o raflardaki yerini çoktan almış. Büyük romanların o çekici açılış cümleleri, heveskâr ama kötü yazılmış şiirler, pazar alışveriş listeleri, çocukların sokakta uydurduğu tekerlemeler, soğuk mahkeme kararları, asırlık dua metinleri, gece yarısı yazılan uzun ayrılık mektupları, ihtiraslı aşk itirafları, dünyayı değiştiren bilimsel teoremler, kitleleri peşinden sürükleyen siyasi sloganlar, ilkokul kompozisyonları ve sarhoşken atılıp sabahında bin pişman olunan o malum mesajlar... “Kar beyazdır” cümlesi tam orada duruyor. “Ay peynirden yapılmıştır” cümlesi de hemen yanında. Bir ...

“Kel Diva:” Absürt gündelik dilimize karışırken*

Resim
Oyun Atölyesi’nin Kel Diva yorumunu bu denli etkili kılan şey, metne tozlu bir avangard klasik muamelesi yapmaması. Oyun, absürdü tarihin sayfalarından çekip çıkarıyor ve doğrudan bugünün oturma odasına, tam da karşımıza yerleştiriyor. Daha doğrusu, o absürdün çoktan evimizin içine sızdığını yüzümüze vuruyor. Seyircinin sahnede atılan kahkahalarının ardında sırf komedi yok; konuşmanın çöküşünde kendi gündelik hayatından tanıdığı o tuhaf düzeni görmenin getirdiği bir kabullenme var. Sahnede insanlar durmadan konuşuyor ama birbirlerine bir türlü ulaşamıyorlar. Cevap veriyorlar ama dinlemiyorlar. Cümleler kuruluyor, sosyal ritim tıkır tıkır işliyor, nezaket kuralları harfiyen yerine getiriliyor fakat ortada zerre kadar temas yok. Söz var ama ilişki yok. Bugünün dijital dünyasında bu tablo bize o kadar tanıdık ki… Gün boyunca mesajlar, bildirimler, emojiler, otomatik cevaplar ve hızla tüketilip atılan klişe cümlelerle kuşatılmış durumdayız. Görünüşte herkes birbirine bir tık mesafesinde, h...

Karanlıkta şekil arayan zihin: Komplo teorilerinin insani ve toplumsal kökleri*

Resim
Gece yarısı telefona gömülmüş birini düşünün. Ekranda hızla akan videolar, kırpılmış konuşmalar, birbirine eklenmiş fotoğraflar, “asıl gerçeği size söylemiyorlar” diye başlayan cümleler. O kişi çoğu zaman bir budala değildir; hatta çoğu zaman fazlasıyla uyanıktır. Bir şeylerin tutmadığını, resmi açıklamaların eksik kaldığını, iktidarın dilinde boşluklar dolaştığını sezmiştir. İçini kemiren duygu budur: Ortada bir sis vardır ve bu sis kendi kendine oluşmamıştır. Komplo teorileri tam da bu sisin içinde doğar. İnsan zihninin örüntü arama iştahı, tarih boyunca birikmiş güvensizlik deneyimi, siyasal kapalı devreler ve eşitsiz bilgi akışı burada birbirine değip kısa devre yapmaya başlar. Komplo teorilerini anlamak için önce onları alaya almanın verdiği kolay hazdan vazgeçmek gerekir. Çünkü bu teoriler, bir yanılgı biçimi olsalar bile, çoğu zaman gerçek bir yaradan sızarlar. İnsanlar durup dururken gizli planlara inanmaz. Dünyayı bütünüyle rastlantıya teslim etmek de kolay bir iş değildir. He...

Yapay zekâ çağında yazı*

Resim
Bir metnin daha birkaç cümlesini okuduğumuzda içimizde hafifçe kıpırdayan o duyguyu fark ediyor musunuz? Daha yazarın adını görmeden, daha metin nereye varacak anlamadan bir tanıdıklık çöküyor zihne. Cümleler temiz. Fazla pürüzsüz. Yerli yerinde. Her şey sanki olması gerektiği kadar açık, olması gerektiği kadar dengeli, olması gerekeceği kadar kontrollü. İşte o anda insan, metni okumaktan çok metnin nereden geldiğini düşünmeye başlıyor. Son yıllarda çoğumuzun yaşadığı şey tam da bu: Yapay zekâ dil modellerinin ürettiği metinlerle o kadar sık karşılaşıyoruz ki, artık onlara karşı bir kulak, bir göz, hatta bir tür sezgi geliştirmiş durumdayız. Bu tanıdıklık duygusu yeni çağın gündelik ama önemli deneyimlerinden biri. Bir zamanlar televizyon spikerlerinin sesi birbirine benzerdi, sonra kurumsal e-postaların tonu birbirine benzemeye başladı, şimdi de orada burada denk geldiğimiz metinlerin yürüyüşünde ortak bir ritim duyuyoruz. Kimi zaman bir LinkedIn paylaşımında, kimi zaman bir öğrenci ö...

Metot’un kökenleri: Marksist psikolog Lev Vygotsky’de psikoloji ile tiyatro - II*

Resim
Vygotsky’nin psikolojideki metodolojik devrimi, insan gelişimini statik bir merdiven (sıralı aşamalar) olmaktan çıkarıp sahnede kurulan dinamik bir drama olarak düşünmesinde yatar. Meşhur “Genel Gelişim Yasası”na göre her yüksek zihinsel işlev iki kez ortaya çıkar: önce insanlar arasındaki toplumsal düzlemde (inter-psikolojik), sonra bireyin içsel düzleminde (intra-psikolojik). Bu cümle yıllardır tekrar edilir; fakat çoğu zaman onun asıl ima ettiği şey, yani gelişimin bir “sahnelenme” mantığı taşıdığı gözden kaçar. Vygotsky’nin metinlerinde geçen “sahne” (stsen) ve “düzlem” (plany) sözcükleri bu yüzden yalnızca metafor olarak okunmamalıdır; gelişimi gerçekten “oynanır” bir süreç gibi kavramaya yarayan bir analoji olarak çalışırlar. İnsan, önce başkalarıyla birlikte oynar; sonra o oyunu içerde yeniden kurar. İçerde kurulan şey, dışarının bir kopyası gibi pasifçe taşınmaz; dışarıdaki ilişkilerin içerde aldığı yeni örgütlenme biçimi olarak belirir. Daha da önemlisi, Vygotsky gelişimin mot...

Metot’un kökenleri: Marksist psikolog Lev Vygotsky’de psikoloji ile tiyatro - I*

Resim
Lev Semyonovich Vygotsky’nin adı bugün çoğunlukla eğitim psikolojisi, okul bağlamı ve öğrenme tartışmalarının dar koridorlarında dolaşıyor. Ders kitaplarında, seminerlerde ya da “yakın gelişim alanı”nı hızlıca açıklayıp geçen sunumlarda, Vygotsky sanki baştan beri yalnızca sınıf içi etkileşimi izleyen, çocuğun bilişsel gelişimini ölçen bir araştırmacıymış gibi anılıyor. Oysa Vygotsky’nin zihnini biçimlendiren asli iklim, laboratuvarların steril disiplini olmaktan çok uzaktı: Rus Gümüş Çağı’nın estetik gerilimi, edebiyatta biçim arayışlarının yarattığı sarsıntı, sahnenin canlı diyalektiği, eleştirinin keskin dili ve devrimin yarıp geçtiği toplumsal hayatın ritmi… Vygotsky’yi yalnızca “okul psikolojisi”ne sıkıştırmak, onun düşüncesinin en üretken damarlarından birini, yani sanatla kurduğu kurucu ilişkiyi görünmez kılar. 1917 Devrimi’nin yarattığı büyük toplumsal kırılma içinde Vygotsky, bir psikolog adayı olarak belirirken, aynı anda zihnin kuruluşunu dramatik bir eylem gibi kavrayan bir...

Concepts in motion: Toward a relational ontology of meaning, practice, and mind*

Resim
Abstract This article advances a relational ontology of concepts (ROC) by synthesizing philosophy of language, cultural-historical psychology, developmental science, linguistics, and conceptual history into a single account of concepts as dynamic, multi-realized coordination patterns that are socially regulated and historically situated. Against views that treat concepts as fixed inner structures or mere labels, I first establish a single, coherent definition: concepts are purpose-oriented, public coordination patterns realized across distributed resources. I then develop a four-layer framework in which conceptual life emerges through coordination among embodied–affordance dynamics, grammatical–discursive scaffolds, social–normative participation, and institutional–historical infrastructures. Stability is explained by interlocking stabilization loops—practice canalization, grammatical regularities, norm enforcement, and codification—while flexibility is explained by recontextualization...

Küresel akışkanlık, kökensiz öznellik: Dijital göçebeliğin diyalektiği*

Resim
Modern kapitalizmin bireye sunduğu en baştan çıkarıcı vaatlerden biri, mekânın ve zamanın prangalarından kurtulmuş, "özgür" bir yaşamdır. Bu vaadin son ve en parlak tecellisi, dijital göçebelik (digital nomadism) olgusunda kendini göstermektedir. Egzotik bir kumsalda dizüstü bilgisayarından "iş" yapan, maaşını Euro veya Dolar olarak kazanırken Güneydoğu Asya’da ya da Latin Amerika’da "kral" gibi yaşayan, 9-5 mesai döngüsünü kırmış, "dünya vatandaşı" profili, özellikle pandemi sonrası dönemde, beyaz yakalı profesyoneller için bir "kaçış anlatısı" olarak pazarlandı. Ne var ki bu parlak imaj, dijital kapitalizmin yeni sömürü biçimlerini, derinleşen küresel eşitsizlikleri ve modern öznelliğin yaşadığı derin ontolojik krizleri gizleyen ideolojik bir örtüden ibarettir. Bu yeni yaşam tarzı, bireysel bir tercih ya da bir "anti-kurumsal" başkaldırıdan ziyade, sermayenin esneklik ve hareketlilik ihtiyacının vardığı son aşamayı temsil ed...

Mülkiyetin ve belleğin çöküşü: Oyun Atölyesi’nde “Baba” ve otoritenin en çıplak hali*

Resim
Florian Zeller’in çağdaş tiyatro literatürüne sarsıcı bir hızla giriş yapan ve küresel ölçekte tartışmasız bir "modern klasik" statüsüne erişen metni Le Père (Baba), Oyun Atölyesi’nin 2025-2026 sezonunda Muharrem Özcan rejisiyle Türkiye sahnelerindeki yerini aldı. Zeller’in "Anne" (La Mère) ve "Evlat" (Le Fils) oyunlarıyla tamamladığı meşhur aile üçlemesinin, dramatik yapısı en sofistike, ontolojik zemini ise en kaygan halkası olan bu metin, ele aldığı demans, yaşlılık ve hafıza izlekleriyle günümüzün demografik krizlerine ayna tutan evrensel bir fenomene dönüşmüş durumda. Oyun Atölyesi gibi, poetik duruşu ve estetik tercihleriyle Türkiye tiyatrosunun omurgasını oluşturan köklü bir özel tiyatronun repertuvarına; Avrupa ve Amerika’da defalarca sahnelenmiş, gişe rekorları kırmış, sinemaya uyarlanarak Anthony Hopkins’e kazandırdığı Oscar ile popüler kültürün zirvesine yerleşmiş ve tabiri caizse küresel piyasada "tüketilmiş" bir metni dahil etmesi, i...

Ulusal Kanal ile röportajımız (TV)

Resim
Zihnin Eşiğinde Moderatör: Ege Ebrar Önür Konuk: Tolga Yıldız Ulusal Kanal

Estetik bunalımdan sınıfsal öfkeye: “Bovary” ve “Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri” üzerinden temsil ve gerçeklik*

Resim
Tiyatronun bir toplumsal anın röntgenini çekme, o anın sinir uçlarına dokunma ve hatta o anı aşma iddiası, belki de en çok festival zamanlarında, farklı coğrafyalardan gelen estetik ve politik tercihlerin aynı sahnede çarpıştığı anlarda görünürlük kazanır. İKSV 29. Uluslararası Tiyatro Festivali'nin programlaması, bu türden verimli bir çarpışmaya zemin hazırlayarak, iki önemli yapımı peş peşe izleme ve düşünme fırsatı sundu. Biri, Avrupa kanonunun temel taşlarından birini, Gustave Flaubert’in Madame Bovary’sini, KVS (Flaman Kraliyet Tiyatrosu) prodüksiyonuyla ve feminist bir yeniden okuma iddiasıyla sahneye taşıyan Bovary. Diğeri, güncel Fransız edebiyatının en sarsıcı seslerinden, radikal solcu yazar Édouard Louis’nin annesinin hikâyesini anlattığı yarı-otobiyografik metinden uyarlanan Moda Sahnesi yapımı Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri. Bu iki oyun, yüzeyde "kadın hikâyesi" anlatma ortak paydasında buluşsa da, kullandıkları estetik diller, kadını ve bedeni konumlan...

"Olmak ya da olmamak" değil, "birlikte olmak:” Teatro La Plaza'nın Hamlet'i üzerine*

Resim
29. İstanbul Tiyatro Festivali’nin programını incelerken, Perulu topluluk Teatro La Plaza’nın Hamlet uyarlaması kaçınılmaz olarak dikkat çekiyordu. Sekiz Down sendromlu oyuncunun Shakespeare’in en karanlık trajedisini sahneleyeceği bilgisi, dürüst olmak gerekirse, zihnimde bir dizi önyargıyı ve soruyu tetikledi. "Farkındalık" adına estetiğin feda edildiği, sahnedeki bireylerin birer "proje nesnesine" dönüştürüldüğü, seyircinin acıma ve merhamet duygularını sömüren o kadar çok "sosyal sorumluluk" işi izledik ki, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ndeki koltuğuma otururken gardımı almış durumdaydım. Ancak ışıklar yandıktan sadece birkaç dakika sonra, bu gardın ne kadar yersiz olduğunu anladım. Karşımızdaki bir terapi seansı ya da bir "engelli gösterisi" değildi. Karşımızda, The Guardian'ın deyişiyle "neşeli, etkileyici, mizah dolu ve hayal gücüyle ışıldayan,” yüksek sanatsal iddiaya sahip, radikal bir dramaturjik tercih ve yapı duruyordu. Yön...

Tüm ulusların oyuncuları, birleşin: CAS’ın “Filler ve Karıncalar” yorumu üzerine*

Resim
Yaşar Kemal’in 1977’de yayımlanan Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca’sı, yazıldığı dönemin politik atmosferini aşarak, iktidar mekanizmalarına, sömürünün doğasına ve kolektif direnişin imkânlarına dair güçlü bir alegori sunar. Çocuk edebiyatı formatının sınırlarını zorlayan bu metin, fillerin (zorba iktidar/emperyal güç) karıncalar (emekçi halk/sömürülenler) üzerindeki tahakkümünü, kültürel asimilasyon çabalarını (filce öğrenme zorunluluğu, “her karınca bir fildir” propagandası ) ve bu düzene karşı filizlenen direnişi (Kırmızı Sakallı Topal Demirci ) masalsı bir dille işler. Cihangir Atölye Sahnesi’nin (CAS) Arzu Gamze Kılınç uyarlaması ve yönetimiyle sahneye taşıdığı Filler ve Karıncalar (2025), bu edebi ve politik mirası günümüz seyircisi için yeniden yorumlarken, CAS’ın kendi özgün tiyatro anlayışıyla da dikkat çekici bir diyalog kuruyor. Bu yorum, metnin alegorik yapısını korurken, onu psikolojik gerçekçilikten uzak, ritüelistik ve koreografik bir sahne diline tercüme...