Kayıtlar

Communication etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Metot’un kökenleri: Marksist psikolog Lev Vygotsky’de psikoloji ile tiyatro - II*

Resim
Vygotsky’nin psikolojideki metodolojik devrimi, insan gelişimini statik bir merdiven (sıralı aşamalar) olmaktan çıkarıp sahnede kurulan dinamik bir drama olarak düşünmesinde yatar. Meşhur “Genel Gelişim Yasası”na göre her yüksek zihinsel işlev iki kez ortaya çıkar: önce insanlar arasındaki toplumsal düzlemde (inter-psikolojik), sonra bireyin içsel düzleminde (intra-psikolojik). Bu cümle yıllardır tekrar edilir; fakat çoğu zaman onun asıl ima ettiği şey, yani gelişimin bir “sahnelenme” mantığı taşıdığı gözden kaçar. Vygotsky’nin metinlerinde geçen “sahne” (stsen) ve “düzlem” (plany) sözcükleri bu yüzden yalnızca metafor olarak okunmamalıdır; gelişimi gerçekten “oynanır” bir süreç gibi kavramaya yarayan bir analoji olarak çalışırlar. İnsan, önce başkalarıyla birlikte oynar; sonra o oyunu içerde yeniden kurar. İçerde kurulan şey, dışarının bir kopyası gibi pasifçe taşınmaz; dışarıdaki ilişkilerin içerde aldığı yeni örgütlenme biçimi olarak belirir. Daha da önemlisi, Vygotsky gelişimin mot...

Metot’un kökenleri: Marksist psikolog Lev Vygotsky’de psikoloji ile tiyatro - I*

Resim
Lev Semyonovich Vygotsky’nin adı bugün çoğunlukla eğitim psikolojisi, okul bağlamı ve öğrenme tartışmalarının dar koridorlarında dolaşıyor. Ders kitaplarında, seminerlerde ya da “yakın gelişim alanı”nı hızlıca açıklayıp geçen sunumlarda, Vygotsky sanki baştan beri yalnızca sınıf içi etkileşimi izleyen, çocuğun bilişsel gelişimini ölçen bir araştırmacıymış gibi anılıyor. Oysa Vygotsky’nin zihnini biçimlendiren asli iklim, laboratuvarların steril disiplini olmaktan çok uzaktı: Rus Gümüş Çağı’nın estetik gerilimi, edebiyatta biçim arayışlarının yarattığı sarsıntı, sahnenin canlı diyalektiği, eleştirinin keskin dili ve devrimin yarıp geçtiği toplumsal hayatın ritmi… Vygotsky’yi yalnızca “okul psikolojisi”ne sıkıştırmak, onun düşüncesinin en üretken damarlarından birini, yani sanatla kurduğu kurucu ilişkiyi görünmez kılar. 1917 Devrimi’nin yarattığı büyük toplumsal kırılma içinde Vygotsky, bir psikolog adayı olarak belirirken, aynı anda zihnin kuruluşunu dramatik bir eylem gibi kavrayan bir...

Concepts in motion: Toward a relational ontology of meaning, practice, and mind*

Resim
Abstract This article advances a relational ontology of concepts (ROC) by synthesizing philosophy of language, cultural-historical psychology, developmental science, linguistics, and conceptual history into a single account of concepts as dynamic, multi-realized coordination patterns that are socially regulated and historically situated. Against views that treat concepts as fixed inner structures or mere labels, I first establish a single, coherent definition: concepts are purpose-oriented, public coordination patterns realized across distributed resources. I then develop a four-layer framework in which conceptual life emerges through coordination among embodied–affordance dynamics, grammatical–discursive scaffolds, social–normative participation, and institutional–historical infrastructures. Stability is explained by interlocking stabilization loops—practice canalization, grammatical regularities, norm enforcement, and codification—while flexibility is explained by recontextualization...

Küresel akışkanlık, kökensiz öznellik: Dijital göçebeliğin diyalektiği*

Resim
Modern kapitalizmin bireye sunduğu en baştan çıkarıcı vaatlerden biri, mekânın ve zamanın prangalarından kurtulmuş, "özgür" bir yaşamdır. Bu vaadin son ve en parlak tecellisi, dijital göçebelik (digital nomadism) olgusunda kendini göstermektedir. Egzotik bir kumsalda dizüstü bilgisayarından "iş" yapan, maaşını Euro veya Dolar olarak kazanırken Güneydoğu Asya’da ya da Latin Amerika’da "kral" gibi yaşayan, 9-5 mesai döngüsünü kırmış, "dünya vatandaşı" profili, özellikle pandemi sonrası dönemde, beyaz yakalı profesyoneller için bir "kaçış anlatısı" olarak pazarlandı. Ne var ki bu parlak imaj, dijital kapitalizmin yeni sömürü biçimlerini, derinleşen küresel eşitsizlikleri ve modern öznelliğin yaşadığı derin ontolojik krizleri gizleyen ideolojik bir örtüden ibarettir. Bu yeni yaşam tarzı, bireysel bir tercih ya da bir "anti-kurumsal" başkaldırıdan ziyade, sermayenin esneklik ve hareketlilik ihtiyacının vardığı son aşamayı temsil ed...

Mülkiyetin ve belleğin çöküşü: Oyun Atölyesi’nde “Baba” ve otoritenin en çıplak hali*

Resim
Florian Zeller’in çağdaş tiyatro literatürüne sarsıcı bir hızla giriş yapan ve küresel ölçekte tartışmasız bir "modern klasik" statüsüne erişen metni Le Père (Baba), Oyun Atölyesi’nin 2025-2026 sezonunda Muharrem Özcan rejisiyle Türkiye sahnelerindeki yerini aldı. Zeller’in "Anne" (La Mère) ve "Evlat" (Le Fils) oyunlarıyla tamamladığı meşhur aile üçlemesinin, dramatik yapısı en sofistike, ontolojik zemini ise en kaygan halkası olan bu metin, ele aldığı demans, yaşlılık ve hafıza izlekleriyle günümüzün demografik krizlerine ayna tutan evrensel bir fenomene dönüşmüş durumda. Oyun Atölyesi gibi, poetik duruşu ve estetik tercihleriyle Türkiye tiyatrosunun omurgasını oluşturan köklü bir özel tiyatronun repertuvarına; Avrupa ve Amerika’da defalarca sahnelenmiş, gişe rekorları kırmış, sinemaya uyarlanarak Anthony Hopkins’e kazandırdığı Oscar ile popüler kültürün zirvesine yerleşmiş ve tabiri caizse küresel piyasada "tüketilmiş" bir metni dahil etmesi, i...

Ulusal Kanal ile röportajımız (TV)

Resim
Zihnin Eşiğinde Moderatör: Ege Ebrar Önür Konuk: Tolga Yıldız Ulusal Kanal

Estetik bunalımdan sınıfsal öfkeye: “Bovary” ve “Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri” üzerinden temsil ve gerçeklik*

Resim
Tiyatronun bir toplumsal anın röntgenini çekme, o anın sinir uçlarına dokunma ve hatta o anı aşma iddiası, belki de en çok festival zamanlarında, farklı coğrafyalardan gelen estetik ve politik tercihlerin aynı sahnede çarpıştığı anlarda görünürlük kazanır. İKSV 29. Uluslararası Tiyatro Festivali'nin programlaması, bu türden verimli bir çarpışmaya zemin hazırlayarak, iki önemli yapımı peş peşe izleme ve düşünme fırsatı sundu. Biri, Avrupa kanonunun temel taşlarından birini, Gustave Flaubert’in Madame Bovary’sini, KVS (Flaman Kraliyet Tiyatrosu) prodüksiyonuyla ve feminist bir yeniden okuma iddiasıyla sahneye taşıyan Bovary. Diğeri, güncel Fransız edebiyatının en sarsıcı seslerinden, radikal solcu yazar Édouard Louis’nin annesinin hikâyesini anlattığı yarı-otobiyografik metinden uyarlanan Moda Sahnesi yapımı Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri. Bu iki oyun, yüzeyde "kadın hikâyesi" anlatma ortak paydasında buluşsa da, kullandıkları estetik diller, kadını ve bedeni konumlan...

"Olmak ya da olmamak" değil, "birlikte olmak:” Teatro La Plaza'nın Hamlet'i üzerine*

Resim
29. İstanbul Tiyatro Festivali’nin programını incelerken, Perulu topluluk Teatro La Plaza’nın Hamlet uyarlaması kaçınılmaz olarak dikkat çekiyordu. Sekiz Down sendromlu oyuncunun Shakespeare’in en karanlık trajedisini sahneleyeceği bilgisi, dürüst olmak gerekirse, zihnimde bir dizi önyargıyı ve soruyu tetikledi. "Farkındalık" adına estetiğin feda edildiği, sahnedeki bireylerin birer "proje nesnesine" dönüştürüldüğü, seyircinin acıma ve merhamet duygularını sömüren o kadar çok "sosyal sorumluluk" işi izledik ki, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ndeki koltuğuma otururken gardımı almış durumdaydım. Ancak ışıklar yandıktan sadece birkaç dakika sonra, bu gardın ne kadar yersiz olduğunu anladım. Karşımızdaki bir terapi seansı ya da bir "engelli gösterisi" değildi. Karşımızda, The Guardian'ın deyişiyle "neşeli, etkileyici, mizah dolu ve hayal gücüyle ışıldayan,” yüksek sanatsal iddiaya sahip, radikal bir dramaturjik tercih ve yapı duruyordu. Yön...

Tüm ulusların oyuncuları, birleşin: CAS’ın “Filler ve Karıncalar” yorumu üzerine*

Resim
Yaşar Kemal’in 1977’de yayımlanan Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca’sı, yazıldığı dönemin politik atmosferini aşarak, iktidar mekanizmalarına, sömürünün doğasına ve kolektif direnişin imkânlarına dair güçlü bir alegori sunar. Çocuk edebiyatı formatının sınırlarını zorlayan bu metin, fillerin (zorba iktidar/emperyal güç) karıncalar (emekçi halk/sömürülenler) üzerindeki tahakkümünü, kültürel asimilasyon çabalarını (filce öğrenme zorunluluğu, “her karınca bir fildir” propagandası ) ve bu düzene karşı filizlenen direnişi (Kırmızı Sakallı Topal Demirci ) masalsı bir dille işler. Cihangir Atölye Sahnesi’nin (CAS) Arzu Gamze Kılınç uyarlaması ve yönetimiyle sahneye taşıdığı Filler ve Karıncalar (2025), bu edebi ve politik mirası günümüz seyircisi için yeniden yorumlarken, CAS’ın kendi özgün tiyatro anlayışıyla da dikkat çekici bir diyalog kuruyor. Bu yorum, metnin alegorik yapısını korurken, onu psikolojik gerçekçilikten uzak, ritüelistik ve koreografik bir sahne diline tercüme...

Gözetimden simülasyona: Dijital kapitalizmin yeni tahakküm biçimleri ve yabancılaşma rejimi*

Resim
Panoptikondan Algoritmaya: Gözetimin Dönüşen Mantığı Dijital çağ, yalnızca bir teknolojik devrim değil, aynı zamanda özgürlük vaatlerinin biçimlendirdiği bir kültürel momenti temsil etti. İnternetin ilk dönemlerinde hâkim olan iyimserlik, Habermas’ın kamusal alan idealiyle benzeşen bir iletişim ütopyasını çağrıştırıyordu: Bilgiye açık erişim, merkeziyetsiz ağlar ve küresel düzlemde eşit söz hakkı. Ancak bu umut dolu retorik, kısa sürede kendi karşıtına dönüştü. Bugün karşımızda duran yapı, yalnızca klasik gözetim toplumunun devamı değil; çok daha sofistike, dağınık ve öngörücü bir kontrol rejimidir. Michel Foucault’nun panoptikon metaforu, modern gözetimi anlamak için uzun süre yeterli bir çerçeve sundu: Gözetleyenin görünmezliğiyle kurulan içselleştirilmiş denetim. Ancak dijital kapitalizm, bu modeli aşarak yeni bir paradigma yaratmıştır. Artık ortada merkezî bir kule ya da gözlemci yoktur. Gözetim, algoritmalar aracılığıyla dağılmış, otomatikleşmiş ve sürekli güncellenen bir tahmin r...

Sahnenin kırılgan belleği: Bağımsız tiyatroların dünü ve bugünü üzerine bir değerlendirme*

Resim
Geçtiğimiz günlerde Mustafa Kara’dan bir mesaj aldım. Sosyal Fayda için İletim Derneği’nin titiz bir çalışmayla tamamladığı “Tiyatro Sahnelerinin İletişim Alışkanlıkları” başlıklı raporu masamdaydı. Kara’nın benden ricası, bu raporu basit bir tanıtım yazısının ötesine taşıyarak, hem mevcut durumu derinlemesine analiz eden hem de gelecekteki çalışmalara teorik ve pratik bir zemin sunacak eleştirel bir perspektif geliştirmemdi. Bu davet, elime ulaşan raporu bir veri yığınından çıkarıp, onu Türkiye tiyatrosunun belleğinde bir yolculuğa çıkmak için bir pusulaya dönüştürdü. Rapor, İstanbul’daki bağımsız sahnelerin bugünkü kırılgan varoluşlarını belgelerken, aslında bizlere tiyatromuzun yüz yılı aşkın süredir devam eden ve bir türlü nihayete ermeyen bağımsızlık mücadelesinin tarihsel sürekliliğini ve dönüşen biçimlerini yeniden hatırlatıyordu. Raporun metodolojisi, sunduğu fotoğrafın netliğini belirliyor: 300’den az koltuğa sahip, kamusal ödenek almayan ve bir kamu kurumuna bağlı olmayan 68 ...

The cognitive foundations of ritual monumentality: Multicausal pathways to the Neolithic in Southwest Asia*

Resim
Abstract This article reconceptualizes the Neolithic transformation in Southwest Asia as a cumulative and recursive process shaped by the interplay of symbolic cognition, ecological thresholds, ritual innovation, and demographic intensification. Departing from linear or monocausal models, it proposes that the emergence of agriculture, sedentism, and monumentality resulted not from discrete breakthroughs but from feedback loops between communication, cooperation, and cosmology. Drawing on recent archaeological evidence from sites such as Göbekli Tepe, Körtik Tepe, WF16, and Jericho, as well as theoretical insights from cognitive evolution and ritual theory, the paper argues that symbolic institutions—ritual, architecture, and myth—were not consequences of surplus, but preconditions for its development. It distinguishes between ancient symbolic potential and the formalization of shared meaning into durable, transmittable cultural systems. Rather than treating Göbekli Tepe as an anomaly, ...

İnsan doğası: Tarihsel, ilişkisel ve ahlaki bir oluş süreci*

Resim
Modern düşünce, insanı çoğu zaman sabit bir “doğa” ile tanımlar: Rekabetçi, bencil, çıkarcı bir özne olarak. Bu yaklaşım, insanı tarihsel koşullardan ve toplumsal ilişkilerden yalıtarak, evrensel bir özle tanımlama eğilimindedir. Oysa insan doğası, genetik kodlardan ibaret değildir; tarihsel olarak kurulan, kültürel olarak inşa edilen ve ilişkiler içinde gelişen bir oluş sürecidir. İnsan, doğuştan tamamlanmış bir varlık değil, yaşadığı topluluk içinde anlam kazanan, kendini başkalarının bakışıyla yeniden kuran bir faildir. Bu ilişkisel doğa anlayışı, çağdaş gelişimsel psikoloji ve özellikle Michael Tomasello’nun teorisinde güçlü bir biçimde karşımıza çıkar. Tomasello’ya göre insanın evrimsel tarihindeki en büyük kırılma noktası, yüksek düzeyde işbirliğine dayalı sosyal yaşam kurma kapasitesidir. İnsan türü, yaklaşık 400.000 yıl önce evrimsel olarak ortak niyet geliştirme yetisi kazanarak; 100.000 yıl önce ise kolektif niyet ve kültürel norm üretimiyle, diğer canlılardan farklılaşmıştır...

Ortak dikkatin sessiz çöküşü:
 Dikkat krizi, ilişki yitimi ve bireyoluş üzerine bir eleştiri*

Resim
Bir yaşındaki çocuğa bir nesneyi gösterin, döner bakar. Kediye gösterin, parmağınıza bakar. Bu sıradan görünen fark, aslında insanı insan yapan şeyin ne olduğuna dair temel bir sezgiyi içinde taşır. Dikkat, yalnızca yöneltilmiş bir bilişsel süreç değil; ortak bir yaşam zemininin, birlikte kurulan bir dünyaya aidiyetin ön koşuludur. Dikkat, dünyayı başkalarıyla birlikte kurmak demektir. Dolayısıyla dikkat eksikliği denilen şeyin kendisi, sadece bireysel bir bilişsel yetersizlik değil, çözülmüş sosyal bağların, kesintiye uğramış ortak anlam kurma pratiklerinin ve içselleştirilmemiş kültürel katılımın bir sonucu olarak düşünülmelidir. Giderek yaygınlaşan dikkat dağınıklığını, salt teknolojik uyarana maruziyetle açıklamak, bir krizin semptomlarını nedensel zemin sanma hatasına düşmektir. Dikkatin yitimi, görünüşte bireysel ama aslında yapısal bir sorunun dışavurumudur: İnsanlar ortak bir şeye birlikte bakamaz hale gelmiştir. Bu metin, dikkat krizini bireysel işlevsizlikten ziyade, ortak di...

Açık kapının ardındaki yüzleşme: 'Nora 2' üzerine bir inceleme*

Resim
Tiyatroda bazen tek bir nesne, tek bir jest, tüm bir hafızayı sahneye çağırmaya yeter. Bahçe Galata’nın sahnelediği Nora 2, tam da böyle bir çağrı: Geçmişten bugüne açılmış bir kapının eşiğinde duran Nora (Tülin Özen), yalnızca kendi hayat hikâyesine değil, aynı zamanda patriyarkal aile yapısının kadim hayaletlerine seslenir. Henrik Ibsen’in 1879 tarihli Bir Bebek Evi oyununda evini terk eden Nora’nın, on beş yıl sonra geri dönmesini konu alan bu yeni metin, bir devam oyunu olmaktan çok, bir travmanın yankısı olarak sahneye yerleşir. Bu dönüş, bir zamanlar çarpıcı bir özgürlük eylemi olarak sunulan terk edişin bedelini hem kişisel hem de toplumsal düzeyde yeniden düşünmeye zorlar. Ibsen’in Nora’sı, Bir Bebek Evi’nin finalinde, bireysel hakikatini aramak uğruna evini ve çocuklarını terk ederek, dönemin ahlaki değerlerini altüst etmişti. O sahne, Avrupa modernizminin kadın öznesine dair en simgesel kırılma anlarından biriydi. Nora 2 ise o kırılmanın dibe çökmüş tortularıyla başlar. Yılla...

Psikolojiye giriş II* (Kitap)

Resim
Önsöz Elinizdeki kitap, insan zihni ve davranışını anlamaya yönelik çok yönlü perspektifler sunan, bir giriş kitabı için fazla özgün bir çalışma olarak hazırlanmıştır. İlk ciltte psikolojinin temel kavram ve teorilerini kapsamlı bir biçimde ele alarak sağlam bir zemin oluşturmuştuk. Ancak günümüzde psikolojiyi yalnızca bireysel zihin süreçleriyle ele almak yeterli olmamaktadır; insanı daha geniş, disiplinler arası bir çerçevede incelemek gereklidir. Bu yüzden Psikolojiye Giriş II’de, psikolojiyi fizik, biyoloji, sosyoloji, antropoloji, ekonomi, sanat ve teknoloji gibi alanlarla etkileşim içinde ele almak hedeflenmiştir. Kitap, evrenin fiziksel ve biyolojik doğasından, toplumsal dinamikler ve kültürel etkiler gibi bireyin yaşantısına doğrudan yansıyan konulara kadar geniş bir içeriğe sahiptir. Dijital dünyanın birey ve toplum üzerindeki etkilerinden, sanatsal yaratım süreçlerinin psikolojik temellerine ve ekonomi ile psikoloji arasındaki ilişkiye kadar birçok alanı kapsayan çok yönlü bi...

Psikolojiye giriş I* (Kitap)

Resim
Önsöz Bu kitap, modern psikolojinin temel kavramlarını ve yaklaşımlarını ele alarak, psikolojiye yeni adım atan öğrenciler ve konuyla ilgilenen tüm okuyucular için anlaşılır ve kapsamlı bir rehber sunmayı amaçlamaktadır. "Psikolojiye Giriş" adlı bu eser, psikoloji biliminin geniş yelpazesi içinde yer alan temel konuları özenle seçerek, okuyuculara hem teorik hem de pratik bilgilerle donanmış bir başlangıç noktası sunar. Kitabın içeriği, psikolojinin tarihsel gelişiminden başlayarak, insan davranışını ve zihinsel süreçleri inceleyen çeşitli psikolojik yaklaşımlara kadar geniş bir kapsamı içermektedir. Bilimsel yöntemler, bilişsel süreçler, öğrenme, algı, güdülenme, kişilik, gelişim ve ruh sağlığı gibi temel konular, sade ve anlaşılır bir dille ele alınmıştır. Her bölüm, öğrencilerin ve okuyucuların konuları doğru anlamalarını sağlayacak şekilde yapılandırılmış, aynı zamanda akademik olarak sağlam ve çağdaş temellere dayanan bilgilerle desteklenmiştir. Bu kitabı hazırlarken en ...

Modern bir "yeniden kurucu" mit denemesi: Kemal Tahir edebiyatı ve onun gelişimsel psikolojisi*

Resim
Bu metinle muradım ne edebiyat teorisi ne de analizi yapmak. Amacım, dil meselesine kısmen özgün bir gelişimsel psikolojik çerçeve önermek ve bu çerçeveyi Kemal Tahir örneği ile doldurmak; bu vesileyle XX. asrın büyük toplumcu yazarlarından birini yeni yüzyılda psikolojik bir perspektiften tekrar tartışmaya açmaktır. Burada tüm Tahir eserleri arasındaki ilişkileri ve yarattığı kurgusal bütünlüğü çağdaş bir mit denemesi olarak okumayı öneriyorum. Çünkü Tahir’in bizim “biz kimiz, burası neresi ve burada ne işimiz var” gibi varoluş sorularımıza bizimle birlikte yeniden cevap üretmeye çalışarak aslında bize önderlikten ziyade yoldaşlık etmeye soyunduğunu düşünüyorum. Bu niyetle hikâyeden zihniyete ve oradan zihne bir yolculuk yapmayı teklif ediyorum. 1950 tarihli uzun hikâyesi “Kondurma Siyaseti”ne bakarak, Tahir vesilesiyle, evrenselci psikolojinin içine kapalı bir enformatik neden (girdi) ve sonuç (çıktı) mekanizması yerine, yaşayan ve kalabalık bir sürecin susmayan ifadesi olarak, zaman...

Uzaktan eğitim ne değildir? (Video)

Resim
  Moderatör: Umut Bural Konuk: Tolga Yıldız BEMTEG aracılığıyla

Gelişimin kaynakları ve temel kavramlar* (Video)

Resim
Gündelik hayatta “psikoloji” etiketiyle epeyce karşılaşırız. Örneğin, “psikolojisi bozulmak” kalıbını kuvvetle muhtemel siz de sıklıkla kullanıyorsunuzdur. Oysaki psikoloji, “bozulabilen” bir şey değildir. Bunun için İngilizcede “mood” sözcüğü kullanılır. Türkçede ise bir zamanlar “haletiruhiye” denirmiş. Yani psikoloji, ruh durumu demek değildir. Psikoloji kelimesi, Eski Yunanca “psişe” ile “logos” kelimelerinin birleşiminden ibarettir. Psişe, “ruh” diye de çevrilebilen, aslen nefes anlamına da gelebilen bir kelimedir (bkz. Dürüşken, 1994). Daha ziyade iradi hareketleri ifade eder. Antik Yunanların dikkatini, nefesin varlığındaki hareketlerle yokluğundaki hareketlerin uyumsuzluğu çekmiş olmalı. Nefesi can anlamında kullanmış, yaşayanlar ile yaşamayanların farkı gibi düşünmüş olabilirler. Logos ise bir disiplini ifade eder. Belirli bir konuda sistematik olarak edilmiş sözleri, yani o konunun mantığını tanımlıyor. Dolayısıyla psikoloji, “canlı hareketlerinin bilgisi” gibi bir manaya gel...