Kayıtlar

Reproduction etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Çocuğun evden, devletten ve piyasadan geçen uzun yolculuğu*

Resim
Bugün çocukluğu çoğu zaman doğal, kendiliğinden ve tarihin dışında akan bir hayat evresi gibi konuşsak da çocukluk, sadece büyümenin biyolojik takvimiyle açıklanamaz. Toplumların yüzyıllar boyunca çocukla kurduğu bir ilişki biçimidir; çocuğun nerede duracağı, kim tarafından korunacağı, kim tarafından eğitileceği, neye hazırlanacağı ve kim adına disipline edileceği her dönemde yeniden tarif edildi. Bu yüzden çocukluk, yaş meselesi olduğu kadar iktidar, emek, aile, okul ve devlet meselesidir. Modern öncesi dünyada çocuk, bugünkü kadar ayrı ve özel bir kategori halinde düşünülmüyordu. Evin, atölyenin, tarlanın, mahallenin içinde daha erken görünür oluyordu. Osmanlı’da da tablo büyük ölçüde böyleydi. Çocuk önce hanenin, akrabalığın, mahallenin ve cemaatin içinde anlam kazanıyordu. Sıbyan mektebi vardı, mahalle hocası vardı, gündelik denetim ve terbiye çoğunlukla yerel ilişkiler içinde yürüyordu. Tanzimat’la birlikte bu manzara değişmeye başladı. İmparatorluğun dağılma korkusu, merkezîleşme...

Doğa izin verir, norm yasaklar: Haz ve üreme*

Dürtü, canlının biyolojik ve/veya psikolojik denge durumunun bozulmasıyla ortaya çıkan içsel bir gerilimdir. İhtiyaç duyma hali. Dürtü, canlıyı bu ihtiyacı giderecek davranışları yapmaya güdüler. Güdü, canlının bu rahatsız edici ihtiyaç duyma haline bilinçli ya da bilinçsiz olarak son verecek davranışı ortaya çıkaran içsel güçtür. Canlılar, “dürtü-güdü-davranış-dürtünün ortadan kalkması ve yeniden dürtü” şeklinde kabaca özetlenebilecek, gidip gelen bir denge ve dengesizlik grafiği çizerek çevreleriyle dinamik bir etkileşim halindedirler. Örneğin açlık. Vücudumuz, güneş enerjisini -bizler açısından- besine çeviren bitkileri ve ayrıca bu bitkileri tüketerek beslenen hayvanları da sindirerek güneş enerjisini dolaylı yollardan kas enerjisine çeviren karmaşık bir organizmadır. Bu dönüşümün sürmesi, temel dürtülerimizden biri olan açlığa bağlıdır. Açlık duyunca yemeye güdüleniriz. Bu, öğrenilmemiş, yani doğuştan gelen ve tüm türdaşlarımızla ortak olan içgüdülerimizden biridir. Bu güdü, y...