Kayıtlar

Cultural Learning etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

From form to ratification: Reassessing AI “communication” after the Facebook chatbot episode*

Resim
Abstract This article examines the historical evolution of education, highlighting significant shifts shaped by sociocultural dynamics and technological advancements. In early human societies, education was an organic process, rooted in communal activities essential for survival. As societies progressed, education became more structured, serving not only as a tool for intellectual development but also as a means to reinforce social hierarchies, particularly during the Ancient Greek period and the Middle Ages. The Industrial Revolution marked a transformative shift, where education systems were standardised to meet the needs of an industrialised society, mirroring the factory environment to instil discipline and conformity. The introduction of radio and television in the 20th century further democratised education, making it more accessible and blurring the boundaries between traditional educational settings and daily life. The article underscores how digital technologies, especially th...

TvNet ile röportajımız (TV)

Resim
Ketebe Moderatör: Mehmet Önder Konuk: Tolga Yıldız TvNet

Advanced theory of mind in Syrian Arabic–Turkish sequential bilinguals and Turkish monolinguals: Assessment language, school-language attainment, and the ecology of bilingualism*

Resim
Merve Nur Asan, Tolga Yıldız Abstract Claims about bilingual advantages in children’s social cognition remain unsettled, particularly when language proficiency and context are taken seriously. This study examined advanced theory of mind in Syrian Arabic–Turkish sequential bilinguals in Türkiye. One hundred bilingual children (11–12 years) and 50 Turkish monolingual peers completed the Reading the Mind in the Eyes Test–Child (RMET) and the Faux Pas Recognition Test–Child; bilinguals were randomly assigned to Arabic or Turkish assessment. Monolinguals outperformed bilinguals on RMET, Faux Pas, control, and total Faux Pas scores. Within the bilingual sample, Turkish assessment improved RMET performance but not Faux Pas performance. These patterns remained after adjustment for age, nonverbal reasoning, Turkish attainment, preschool duration, and household size. The findings suggest that advanced social-cognitive performance in immigrant bilinguals is shaped less by language status alone th...

Yapay zekâ çağında üniversitede değerlendirme üzerine*

Resim
İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde gelişimsel psikoloji alanında çalışan bir akademisyen olarak, son yıllarda özellikle kalabalık lisans derslerinde değerlendirme biçimleri üzerine yeniden düşünmek zorunda kaldım. Gelişim psikolojisi, yaşam boyu gelişim ve araştırma yöntemleri gibi derslerde denediğim bazı uygulamalar bana şunu gösterdi: İnternetin, açık kaynakların ve yapay zekâ araçlarının öğrenme ortamına çoktan karıştığı bir dünyada, öğrenciyi eski ölçütlerle değerlendirmeye devam edemeyiz. Asıl sorum şu: Böyle bir dünyada öğrenciyi nasıl değerlendireceğiz? Bu sorun yalnızca “Öğrenci yapay zekâya ödev yazdırıyor mu?” sorusundan ibaret değil. Daha temel bir ölçme-değerlendirme sorunuyla karşı karşıyayız. Üniversitede yıllardır ölçtüğümüz bazı şeyler hâlâ aynı biçimde ölçülmeye değer mi? Öğrenci bir kavramın tanımını ezberleyebiliyor mu? Bir metni özetleyebiliyor mu? Belli başlı teorileri sıralayabiliyor mu? Bunlar bütünüyle önemsizleşmiş değildir. Fakat artık tek başına akad...

K24 ile röportajımız*

Resim
Tolga Yıldız ile söyleşi: “İnsan aslında dikkatinin tarihidir.” “Dikkat hakkı sınıfsal bir meseledir. Sessiz bir çevresi olan çocukla, kalabalık, dar bir evde büyüyen çocuk aynı dikkat koşullarına sahip değil. Güvenceli işi olan yetişkinle, sürekli geçim hesabı yapan insan aynı zihinsel ferahlıkta yaşamıyor.” * Röportaj için lütfen tıklayınız.

Kemal Tahir’in Bir Mülkiyet Kalesi romanında aile sistemi, tarihsel zaman ve çocukluğun inşası: Mülkiyet, baba otoritesi ve gelişimsel kırılganlık*

Resim
Özet Kemal Tahir’in Bir Mülkiyet Kalesi Romanında Aile Sistemi, Tarihsel Zaman ve Çocukluğun İnşası: Mülkiyet, Baba Otoritesi ve Gelişimsel Kırılganlık Öz Bu makale, Kemal Tahir’in Bir Mülkiyet Kalesi romanını gelişimsel psikoloji, aile sistemleri teorisi, bioekolojik yaklaşım ve anlatı psikolojisi çerçevesinde okumaktadır. Temel iddia, romanda mülkiyetin ekonomik bir nesnenin sınırlarını aşarak aile kaygısını düzenleyen, baba otoritesini örgütleyen, sınıfsal haysiyeti savunan ve tarihsel kırılma koşullarında çocukluğu biçimlendiren sembolik-ilişkisel bir mekanizma olarak işlediğidir. Mahir Efendi, Canseza, Murat ve Cemal’den oluşan aile, Osmanlı çözülüşü, savaş, işgal, hukuki belirsizlik, himaye ilişkileri, sınıfsal kırılganlık ve erken Cumhuriyet dönüşümünün basınçları altında yaşayan bir duygusal sistem olarak ele alınmaktadır. Çalışma, teori güdümlü nitel vaka analizini, yorumlayıcı yakın okumayı, anlatı psikolojisini, fenomenolojik duyarlılığı ve refleksif tematik analizi bir aray...

Towards a holistic, equitable, and immersive future of education: Integrating AI, the metaverse, and developmental perspectives*

Resim
Abstract Education stands at a pivotal juncture, driven by the rapid convergence of digital technologies such as artificial intelligence (AI) and the metaverse. This chapter explores how these emerging tools may reshape pedagogy, learning environments, and social structures, drawing upon sociological and developmental psychology frameworks. Historical roots of mass education and open-distance learning initiatives are examined to contextualize the accelerating shift toward more flexible, immersive modalities. The analysis spans the progression from traditional, standardized systems to the Web 4.0 era, in which AI-driven personalization and virtual reality simulations promise new frontiers in student engagement and skill development. Türkiye’s unique experience in open and distance education, amplified by the disruptions of the COVID-19 pandemic, serves as a case study that illustrates both the democratizing potential and the persistent inequalities exacerbated by digital divides. Ethica...

Our interview with Skyroad*

Resim
Digital detox is a modern ceremony for clearing one’s conscience We spoke with academic Tolga Yıldız about his new book, Dikkat Ya Da İrade Krizi, focusing on the concept of the “right to attention,” the structural problems raised by the discourse on “willpower,” and the impact of social media on our attention... Tolga Yıldız ile yeni kitabı Dikkat ya da İrade Krizi özelinde “dikkat hakkı” fikrini, “irade” söyleminin ortaya çıkardığı yapısal sorunları ve sosyal medyanın dikkatimiz üzerindeki etkilerini konuştuk... * Please click to read the interview. Ayrıca Cins Dergi 'nde yayınlanmıştır.

24 TV ile röportajımız (TV)

Resim
  24 Portre Moderatör: Zeynep Türkoğlu Konuk: Tolga Yıldız 24 TV

Karanlıkta şekil arayan zihin: Komplo teorilerinin insani ve toplumsal kökleri*

Resim
Gece yarısı telefona gömülmüş birini düşünün. Ekranda hızla akan videolar, kırpılmış konuşmalar, birbirine eklenmiş fotoğraflar, “asıl gerçeği size söylemiyorlar” diye başlayan cümleler. O kişi çoğu zaman bir budala değildir; hatta çoğu zaman fazlasıyla uyanıktır. Bir şeylerin tutmadığını, resmi açıklamaların eksik kaldığını, iktidarın dilinde boşluklar dolaştığını sezmiştir. İçini kemiren duygu budur: Ortada bir sis vardır ve bu sis kendi kendine oluşmamıştır. Komplo teorileri tam da bu sisin içinde doğar. İnsan zihninin örüntü arama iştahı, tarih boyunca birikmiş güvensizlik deneyimi, siyasal kapalı devreler ve eşitsiz bilgi akışı burada birbirine değip kısa devre yapmaya başlar. Komplo teorilerini anlamak için önce onları alaya almanın verdiği kolay hazdan vazgeçmek gerekir. Çünkü bu teoriler, bir yanılgı biçimi olsalar bile, çoğu zaman gerçek bir yaradan sızarlar. İnsanlar durup dururken gizli planlara inanmaz. Dünyayı bütünüyle rastlantıya teslim etmek de kolay bir iş değildir. He...

Şiddeti yasaklarla yönetemeyiz, duygularımızı bastırarak tanıyamayız*

Resim
Bir okul çıkışını düşünün. İki çocuk kavga etmiş. Yetişkinler çevrelerini sarıyor. Yüzlerde öfke, seslerde infial, cümlelerde had bildirme iştahı. Şiddete karşı duyarlılık gösteriliyor ama duyarlılığın dili de çoğu zaman sertleşiyor; bazen aşağılıyor, bazen tehdit ediyor, bazen de kendi haklılığının harareti içinde yıkıcı bir tını kazanıyor. Burada durup düşünmek gerekiyor. Çocuklara ve gençlere şiddeti konuşurken, şiddeti yalnızca yasaklanan bir davranış, dışarıdan bulaşan bir bozulma, iyi terbiyeyle sıfırlanabilecek bir sapma gibi anlatınca meseleyi kavramıyoruz. Daha kötüsü, onu tanıma kapasitemizi köreltiyoruz. İnsan toplulukları binlerce yıldır çocuklarına steril hikâyeler anlatmadı. Masalların, destanların, efsanelerin içinde ölüm var, savaş var, kıskançlık var, intikam var. Homeros’tan Dede Korkut’a, Binbir Gece’den Shakespeare’e, tüm kadim halk hikâyelerinden Hollywood’a kadar geniş bir anlatı evreni, çatışmanın, güç mücadelesinin, yaralanmanın, kaybın sahneleriyle örülü. Çocuk...

Dikkat ya da irade krizi - Odaklanmanın ötesinde: Ortak dikkatin çöküşü ve yeniden inşası* (Kitap)

Resim
Eliniz sürekli telefona gidiyor, bir sayfayı bitirmekte zorlanıyor, sevdiklerinizin gözlerinin içine bakarken bile zihninizin başka diyarlara sürüklendiğini mi hissediyorsunuz? Bu deneyim sandığınız kadar kişisel değil. Yalnız değilsiniz. Mesele de çoğu zaman “iradesiz” olmanız değil. Bugün dikkat dağınıklığı çoğu kez bireysel bir eksiklik gibi anlatılıyor. Oysa sorun, kişinin zayıflığıyla açıklanamayacak kadar derin ve yaygın. İnsan zihni, onu taşıyan ilişkiler ve ortak anlam alanları zayıfladıkça savrulur. Ekranlar bu savrulmayı hızlandırır ama kırılma çok daha derinlerde başlar. Dikkat, insanın tek başına güçlendirebileceği bir beceriden ziyade insanlarla, mekânlarla ve dünyayla kurulan canlı bir ilişkidir. Bir bebeğin annesinin parmağının ucunu izleyip bir nesneye yönelmesi, insan olmanın ilk eşiklerinden biridir. O anda iki zihin aynı dünyada buluşur. Dikkat tam da burada doğar. Dikkat ya da İrade Krizi, işte bebeğin annesinin işaretini takip ettiği o ilk andan yola çıkarak dikkat...

Yapay zekâ çağında yazı*

Resim
Bir metnin daha birkaç cümlesini okuduğumuzda içimizde hafifçe kıpırdayan o duyguyu fark ediyor musunuz? Daha yazarın adını görmeden, daha metin nereye varacak anlamadan bir tanıdıklık çöküyor zihne. Cümleler temiz. Fazla pürüzsüz. Yerli yerinde. Her şey sanki olması gerektiği kadar açık, olması gerektiği kadar dengeli, olması gerekeceği kadar kontrollü. İşte o anda insan, metni okumaktan çok metnin nereden geldiğini düşünmeye başlıyor. Son yıllarda çoğumuzun yaşadığı şey tam da bu: Yapay zekâ dil modellerinin ürettiği metinlerle o kadar sık karşılaşıyoruz ki, artık onlara karşı bir kulak, bir göz, hatta bir tür sezgi geliştirmiş durumdayız. Bu tanıdıklık duygusu yeni çağın gündelik ama önemli deneyimlerinden biri. Bir zamanlar televizyon spikerlerinin sesi birbirine benzerdi, sonra kurumsal e-postaların tonu birbirine benzemeye başladı, şimdi de orada burada denk geldiğimiz metinlerin yürüyüşünde ortak bir ritim duyuyoruz. Kimi zaman bir LinkedIn paylaşımında, kimi zaman bir öğrenci ö...

Metot’un kökenleri: Marksist psikolog Lev Vygotsky’de psikoloji ile tiyatro - II*

Resim
Vygotsky’nin psikolojideki metodolojik devrimi, insan gelişimini statik bir merdiven (sıralı aşamalar) olmaktan çıkarıp sahnede kurulan dinamik bir drama olarak düşünmesinde yatar. Meşhur “Genel Gelişim Yasası”na göre her yüksek zihinsel işlev iki kez ortaya çıkar: önce insanlar arasındaki toplumsal düzlemde (inter-psikolojik), sonra bireyin içsel düzleminde (intra-psikolojik). Bu cümle yıllardır tekrar edilir; fakat çoğu zaman onun asıl ima ettiği şey, yani gelişimin bir “sahnelenme” mantığı taşıdığı gözden kaçar. Vygotsky’nin metinlerinde geçen “sahne” (stsen) ve “düzlem” (plany) sözcükleri bu yüzden yalnızca metafor olarak okunmamalıdır; gelişimi gerçekten “oynanır” bir süreç gibi kavramaya yarayan bir analoji olarak çalışırlar. İnsan, önce başkalarıyla birlikte oynar; sonra o oyunu içerde yeniden kurar. İçerde kurulan şey, dışarının bir kopyası gibi pasifçe taşınmaz; dışarıdaki ilişkilerin içerde aldığı yeni örgütlenme biçimi olarak belirir. Daha da önemlisi, Vygotsky gelişimin mot...

Sınıfsal, mekânsal ve kültürel süreklilikler içinden Aleviliği yeniden okumak*

Resim
Söze “Alevilik üzerine yürütülen güncel tartışmaların, analitik derinlikten yoksun iki indirgemeci pozisyon arasında sıkışıp kaldığını” tespit ederek başlamak gerekiyor. Bir yanda, ritüel dilinin ve nefeslerin Türkçe oluşundan hareketle Aleviliği ontolojik bir “Türklük özü”ne sabitlemeye çalışan, onu tarih-dışı bir milliyetçi performansa indirgeyen okuma; diğer yanda ise “Ali’siz Alevilik” tartışmaları ekseninde billurlaşan, teolojik bagajdan arındırılmış seküler/politik bir zamandan ve mekândan soyutlanmış direniş ideolojisi arayışı. Her iki yaklaşım da kendi iç tutarlılıklarına rağmen, tarihsel materyalizm ve sosyolojik gerçeklik açısından kırılgandır. Zira cemden nefese, duazdan semaha uzanan ritüel repertuvarını yalnızca “inançsal tercih” veya “etnik köken” üzerinden okumak; bu üstyapı kurumlarını belirleyen maddi zemini, yani coğrafya, sınıf, üretim ilişkileri ve Anadolu’nun binlerce yıllık kültürel birikim tortusunu ıskalamak anlamına gelir. Bu metnin temel önerisi; Aleviliği, 11...

Metot’un kökenleri: Marksist psikolog Lev Vygotsky’de psikoloji ile tiyatro - I*

Resim
Lev Semyonovich Vygotsky’nin adı bugün çoğunlukla eğitim psikolojisi, okul bağlamı ve öğrenme tartışmalarının dar koridorlarında dolaşıyor. Ders kitaplarında, seminerlerde ya da “yakın gelişim alanı”nı hızlıca açıklayıp geçen sunumlarda, Vygotsky sanki baştan beri yalnızca sınıf içi etkileşimi izleyen, çocuğun bilişsel gelişimini ölçen bir araştırmacıymış gibi anılıyor. Oysa Vygotsky’nin zihnini biçimlendiren asli iklim, laboratuvarların steril disiplini olmaktan çok uzaktı: Rus Gümüş Çağı’nın estetik gerilimi, edebiyatta biçim arayışlarının yarattığı sarsıntı, sahnenin canlı diyalektiği, eleştirinin keskin dili ve devrimin yarıp geçtiği toplumsal hayatın ritmi… Vygotsky’yi yalnızca “okul psikolojisi”ne sıkıştırmak, onun düşüncesinin en üretken damarlarından birini, yani sanatla kurduğu kurucu ilişkiyi görünmez kılar. 1917 Devrimi’nin yarattığı büyük toplumsal kırılma içinde Vygotsky, bir psikolog adayı olarak belirirken, aynı anda zihnin kuruluşunu dramatik bir eylem gibi kavrayan bir...

Concepts in motion: Toward a relational ontology of meaning, practice, and mind*

Resim
Abstract This article advances a relational ontology of concepts (ROC) by synthesizing philosophy of language, cultural-historical psychology, developmental science, linguistics, and conceptual history into a single account of concepts as dynamic, multi-realized coordination patterns that are socially regulated and historically situated. Against views that treat concepts as fixed inner structures or mere labels, I first establish a single, coherent definition: concepts are purpose-oriented, public coordination patterns realized across distributed resources. I then develop a four-layer framework in which conceptual life emerges through coordination among embodied–affordance dynamics, grammatical–discursive scaffolds, social–normative participation, and institutional–historical infrastructures. Stability is explained by interlocking stabilization loops—practice canalization, grammatical regularities, norm enforcement, and codification—while flexibility is explained by recontextualization...

"Olmak ya da olmamak" değil, "birlikte olmak:” Teatro La Plaza'nın Hamlet'i üzerine*

Resim
29. İstanbul Tiyatro Festivali’nin programını incelerken, Perulu topluluk Teatro La Plaza’nın Hamlet uyarlaması kaçınılmaz olarak dikkat çekiyordu. Sekiz Down sendromlu oyuncunun Shakespeare’in en karanlık trajedisini sahneleyeceği bilgisi, dürüst olmak gerekirse, zihnimde bir dizi önyargıyı ve soruyu tetikledi. "Farkındalık" adına estetiğin feda edildiği, sahnedeki bireylerin birer "proje nesnesine" dönüştürüldüğü, seyircinin acıma ve merhamet duygularını sömüren o kadar çok "sosyal sorumluluk" işi izledik ki, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ndeki koltuğuma otururken gardımı almış durumdaydım. Ancak ışıklar yandıktan sadece birkaç dakika sonra, bu gardın ne kadar yersiz olduğunu anladım. Karşımızdaki bir terapi seansı ya da bir "engelli gösterisi" değildi. Karşımızda, The Guardian'ın deyişiyle "neşeli, etkileyici, mizah dolu ve hayal gücüyle ışıldayan,” yüksek sanatsal iddiaya sahip, radikal bir dramaturjik tercih ve yapı duruyordu. Yön...

Yeni bir bilinç inşa etmek: Vygotsky’nin psikolojik gelişim teorisi ve diyalektik yöntemi* (Kitap)

Resim
Sovyet psikolojisinin öncülerinden ve Batı eğitim düşüncesini derinden etkileyen, 20. yüzyılın en etkili Marksist psikoloğu Lev Vygotsky, insan zihninin yalnızca biyolojik bir program olmadığını; aksine toplum, kültür ve dil ile etkileşim içinde şekillendiğini göstererek psikoloji ve eğitim anlayışını kökten değiştirmiştir. Tolga Yıldız bu kitapta, Vygotsky’nin sosyo-kültürel teorisini ve diyalektik yöntemini çağdaş bir bakış açısıyla, akıcı ve anlaşılır bir dille ele alıyor. “Yakın Gelişim Alanı,” dil–düşünce ilişkisi, kültürel araçlar ve gelişim krizleri gibi temel kavramları günümüzün pratik sorunlarıyla birlikte tartışıyor. Eğitimden sanata, dijital teknolojilerden terapiye uzanan geniş bir alanda, Vygotsky’nin fikirlerinin nasıl somut karşılıklar bulduğunu örneklerle ortaya koyuyor. Psikoloji ve eğitim profesyonellerinin yanı sıra ebeveynler, öğrenciler ve insan zihninin toplumsal köklerini anlamak isteyen herkes için bir başvuru kaynağı olan bu kitap, bireyin potansiyelini gerçek...

The cognitive foundations of ritual monumentality: Multicausal pathways to the Neolithic in Southwest Asia*

Resim
Abstract This article reconceptualizes the Neolithic transformation in Southwest Asia as a cumulative and recursive process shaped by the interplay of symbolic cognition, ecological thresholds, ritual innovation, and demographic intensification. Departing from linear or monocausal models, it proposes that the emergence of agriculture, sedentism, and monumentality resulted not from discrete breakthroughs but from feedback loops between communication, cooperation, and cosmology. Drawing on recent archaeological evidence from sites such as Göbekli Tepe, Körtik Tepe, WF16, and Jericho, as well as theoretical insights from cognitive evolution and ritual theory, the paper argues that symbolic institutions—ritual, architecture, and myth—were not consequences of surplus, but preconditions for its development. It distinguishes between ancient symbolic potential and the formalization of shared meaning into durable, transmittable cultural systems. Rather than treating Göbekli Tepe as an anomaly, ...