Yapay zekâ çağında yazı*

Bir metnin daha birkaç cümlesini okuduğumuzda içimizde hafifçe kıpırdayan o duyguyu fark ediyor musunuz? Daha yazarın adını görmeden, daha metin nereye varacak anlamadan bir tanıdıklık çöküyor zihne. Cümleler temiz. Fazla pürüzsüz. Yerli yerinde. Her şey sanki olması gerektiği kadar açık, olması gerektiği kadar dengeli, olması gerekeceği kadar kontrollü. İşte o anda insan, metni okumaktan çok metnin nereden geldiğini düşünmeye başlıyor. Son yıllarda çoğumuzun yaşadığı şey tam da bu: Yapay zekâ dil modellerinin ürettiği metinlerle o kadar sık karşılaşıyoruz ki, artık onlara karşı bir kulak, bir göz, hatta bir tür sezgi geliştirmiş durumdayız.

Bu tanıdıklık duygusu yeni çağın gündelik ama önemli deneyimlerinden biri. Bir zamanlar televizyon spikerlerinin sesi birbirine benzerdi, sonra kurumsal e-postaların tonu birbirine benzemeye başladı, şimdi de orada burada denk geldiğimiz metinlerin yürüyüşünde ortak bir ritim duyuyoruz. Kimi zaman bir LinkedIn paylaşımında, kimi zaman bir öğrenci ödevinde, kimi zaman bir reklam metninde, kimi zaman da gündelik yazışmaların arasında beliriyor bu statik ritim. Kelimeler tek başına ihbar etmiyor çoğu zaman. Daha çok cümlelerin birbirine yaslanma biçimi, açıklamanın aşırı düzenli akışı, risk almayan bir berraklık, ölçülü bir nezaket, her itirazı önceden hesaplamış gibi duran bir denge hissi ele veriyor onu.

Devamı: [tam metin →]
* Yıldız, T. (2026). Yapay zekâ çağında yazı. K24https://www.k24kitap.org/yapay-zeka-caginda-yazi-5646 (Erişim tarihi: 2 Nisan 2026)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sınıfsal, mekânsal ve kültürel süreklilikler içinden Aleviliği yeniden okumak*

Yeni bir bilinç inşa etmek: Vygotsky’nin psikolojik gelişim teorisi ve diyalektik yöntemi* (Kitap)