Kayıtlar

Ağustos, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ankara Us Atölyesi ile söyleşimiz (Video)

Resim
Ankara Us Atölyesi Moderatör: Halil İbrahim Ağkavak Konuk: Tolga Yıldız

Okura teslim olmadan çok okunmak mümkün mü?*

Resim
Türkiye’de yayıncılığın darboğazı çoğunlukla kağıt, baskı, dağıtım ve kitap fiyatları üzerinden konuşuluyor. Bunlar elbette belirleyici sorunlar. Fakat ekonomik kriz, yayıncılığın daha eski bir gerilimini de görünür hale getiriyor: Yazar, yayınevi ve okur arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı meselesi. Kitap bugün aynı anda birkaç şey olmak zorunda. Yayınevi açısından maliyetini karşılaması gereken bir ürün, yazar açısından düşünsel ya da edebi bir üretim, okur açısından ise giderek pahalılaşan ve yalnızca para değil, ciddi bir zaman ve dikkat talep eden zorlayıcı bir nesne. Bu üç tarafın beklentileri ise kendiliğinden örtüşmüyor. Maddiyattan zamana okurun kıstasları Yayınevi kitabın satılmasını istiyor; ekonomik koşullar ağırlaştıkça tanınmış isimler, güncel başlıklar ve kolay anlatılabilir vaatler daha güvenli görünüyor. Okur da kitabı artık yalnızca başka kitaplar arasından seçmiyor. Sosyal medya, diziler, videolar, podcastler ve sürekli yenilenen dijital içerikler aynı sınırlı zama...

Odysseia, Nolan ve psikoterapilerin insanı: Tanrıları içeri almak*

Resim
Odysseia’nın sonunda, Penelope yirmi yıl sonra karşısına çıkan adamın gerçekten kocası olduğundan bir türlü emin olamaz. Odysseus doğru şeyleri söyler, evin geçmişini bilir, yüzü de artık saklı değildir; yine de Penelope bekler. Sonunda hizmetçisine evlilik yataklarını başka bir yere hazırlamasını söyler. Odysseus buna öfkelenince aradığı cevabı alır. Çünkü o yatağın taşınamayacağını ikisi de bilir. Odysseus yıllar önce avluda yetişen zeytin ağacını kesmemiş, gövdesini yatağın ayaklarından biri yapmış, odayı da onun çevresine örmüştür. Bir insanın kimliğini evin içindeki bir nesne doğrular. Destanda buna benzeyen sahneler çoktur. Yaşlı dadısı Eurykleia, Odysseus’u ayağındaki eski yara izinden tanır. Kyklop’un mağarasında canını kurtarmak için bir süreliğine adından vazgeçip “Hiç Kimse” olur; kurtulduğundaysa gerçek adını geriye doğru haykırmaktan kendisini alamaz. Sirenlerin şarkısını dinlemek istediğinde de, biraz sonra kendi kararına sadık kalamayacağını peşinen bilir. Adamlarından o...

Toplumsuzlaşan toplumculuk*

Resim
Sosyalist düşüncenin Türkiye’deki en ciddi sorunlarından biri, uzun zamandır toplumsal bir araç olmaktan çok kültürel ve entelektüel bir kimliğe dönüşmesi olabilir. Teorik derinlik, felsefi incelik ve bilimsel titizlik kuşkusuz bir düşüncenin zaafı değildir. Fakat bunlar giderek düşünmenin araçları olmaktan çıkıp bir tür seçkinlik ölçüsüne dönüşüyorsa, ortada başka bir problem vardır. Anlaşılmak yerine karmaşık olmak, yaygınlaşmak yerine ayrıksı kalmak, örgütlemek yerine doğru pozisyonu temsil etmek değer kazanıyorsa sosyalizm, adına rağmen toplumla arasındaki mesafeyi büyütmeye başlamış demektir. Bu kültürün yüzeyselliğe duyduğu haklı itiraz, zaman zaman sıradan olana, popüler olana ve nihayet sıradan insana karşı bir mesafeye dönüşüyor. En sofistike analiz, en ince teorik ayrım, en az kişinin okuduğu dergi, en güç metin, neredeyse kendi başına bir değer haline geliyor. Sonra kimsenin okumadığı kitap, az satılan dergi, dar bir çevrede dönen tartışma ve bitmeyen hizipleşme, siyasi başa...