Sosyalist düşüncenin Türkiye’deki en ciddi sorunlarından biri, uzun zamandır toplumsal bir araç olmaktan çok kültürel ve entelektüel bir kimliğe dönüşmesi olabilir. Teorik derinlik, felsefi incelik ve bilimsel titizlik kuşkusuz bir düşüncenin zaafı değildir. Fakat bunlar giderek düşünmenin araçları olmaktan çıkıp bir tür seçkinlik ölçüsüne dönüşüyorsa, ortada başka bir problem vardır. Anlaşılmak yerine karmaşık olmak, yaygınlaşmak yerine ayrıksı kalmak, örgütlemek yerine doğru pozisyonu temsil etmek değer kazanıyorsa sosyalizm, adına rağmen toplumla arasındaki mesafeyi büyütmeye başlamış demektir. Bu kültürün yüzeyselliğe duyduğu haklı itiraz, zaman zaman sıradan olana, popüler olana ve nihayet sıradan insana karşı bir mesafeye dönüşüyor. En sofistike analiz, en ince teorik ayrım, en az kişinin okuduğu dergi, en güç metin, neredeyse kendi başına bir değer haline geliyor. Sonra kimsenin okumadığı kitap, az satılan dergi, dar bir çevrede dönen tartışma ve bitmeyen hizipleşme, siyasi başa...