Optimizasyon çağında "oyun"un ölümü ve yeniden icadı*
Toplumumuzun istikbalde maruz kalacağı kırılmayı, o derin ve sarsıcı yarılmayı sezmek için bakışlarınızı meclis tutanaklarının soğuk satırlarından ya da borsa endekslerinin inip çıkan grafiklerinden çevirmeniz gerekir. Asıl hakikat, henüz yürümeyi dahi beceremeyen, kelimelerin dünyasına adım atmamış "yavruların" parmak uçlarında, o dokunmatik ekranlara değen minik temaslarında gizli. Bugün önümüze dökülen veriler, sadece istatistiki birer sayı yığını değil, insanlık durumu üzerine fısıldanan sarsıcı bir kehanettir: Henüz bir yaşını doldurmamış bebeklerin neredeyse yarısı, gündelik hayatın rutin bir parçası olarak mobil cihazlarla hemhal olmuş durumda. Henüz "anne" diyemeyen, benliğini aynadaki aksinden ayırt edemeyen, ayağı toprağın serinliğine değmemiş bir nesil; veri akışının, davranışsal iktisadın ve dijital ürün piyasasının doğrudan bir "bileşeni" olarak hayata gözlerini açıyor. Bu manzara, insan tekinin dünyayla kurduğu ilişkinin kökten bir değişime, ontolojik bir 'ikame' sürecine girdiğinin en somut delilidir; hakikatin yerini suretin, temasın yerini sinyalin, yani hayatın bizatihi kendisinin yerini onun dijital bir “-mış gibisi”nin aldığı sinsi bir yer değiştirme halidir bu.
Bu vahim tabloyu salt "ekran bağımlılığı" gibi sığ, meseleyi klinize ve kriminalize eden ve faturayı doğrudan ebeveynin yetersizliğine kesen o beylik pedagojik kavramlara hapsetmek, yaklaşmakta olan devasa tsunamiyi "kıyıdakilerin yüzme bilmezliği" ile açıklamaya çalışmaktan farksız bir aymazlıktır. Karşı karşıya olduğumuz hakikat, çocukluğun dijital bir çitle çevrilmesi (enclosure) ve insan ruhunun en bakir alanlarının teknolojik bir kuşatmayla teslim alınmasıdır. Tarihsel analojiler, bu dönüşümün şiddetini kavramamız adına bize fener tutabilir. Nasıl ki matbaa, sözlü kültürün o kendine has akışkanlığını dondurup modern romanı ve onunla birlikte "birey"i tarih sahnesine çıkardıysa; nasıl ki ampul geceyi gündüze katarak sinemayı, modern kent yaşamını ve uykuya direnen insanı mümkün kıldıysa; dijital teknolojiler de bugün bildiğimiz manada video oyunlarını ve "Gamer" (oyuncu-tüketici) kimliğini var etmiştir. Lakin bu silsilenin vardığı son durak, öncekilerden çok daha keskin, çok daha müdahaleci bir operasyonel niteliğe sahiptir: Yapay Zekâ.
Popüler kültürün kendisine bir nevi “bilgelik" makamı atfettiği yapay zekâ, aslında o benzersiz Gödel sayılarından Turing’in süzgecine uzanan ince bir mantık-matematik-mühendislik hattında; birtakım insan düşüncesini, yargısını ve eylemini "önermenin sayısal temsili"ne indirgeyen bir mekanizmadır. Bu, 1 ve 0’ın soğuk, kesin ve tartışılmaz mantığının, hayatın griliğine ve belirsizliğine karşı kazandığı bir pirus zaferidir. İnsanın karmaşık, çelişkili, çoğu zaman irrasyonel ve duygusal olan varoluşunu, hesaplanabilir ve öngörülebilir veri setlerine dönüştürme arzusudur. İşte bu devasa makine, şimdi gözünü çocukluğun en mahrem, en ele avuca sığmaz, en tanımlanamaz alanına dikmiş durumdadır: Oyuna.
Devamı: [tam metin →]
* Yıldız, T. (2025). Optimizasyon çağında "oyun"un ölümü ve yeniden icadı. Birikim Dergisi. https://birikimdergisi.com/guncel/12325/optimizasyon-caginda-oyun-un-olumu-ve-yeniden-icadi (Erişim tarihi: 28 Aralık 2025)

Yorumlar