Kayıtlar

Optimizasyon çağında "oyun"un ölümü ve yeniden icadı*

Resim
Toplumumuzun istikbalde maruz kalacağı kırılmayı, o derin ve sarsıcı yarılmayı sezmek için bakışlarınızı meclis tutanaklarının soğuk satırlarından ya da borsa endekslerinin inip çıkan grafiklerinden çevirmeniz gerekir. Asıl hakikat, henüz yürümeyi dahi beceremeyen, kelimelerin dünyasına adım atmamış "yavruların" parmak uçlarında, o dokunmatik ekranlara değen minik temaslarında gizli. Bugün önümüze dökülen veriler, sadece istatistiki birer sayı yığını değil, insanlık durumu üzerine fısıldanan sarsıcı bir kehanettir: Henüz bir yaşını doldurmamış bebeklerin neredeyse yarısı, gündelik hayatın rutin bir parçası olarak mobil cihazlarla hemhal olmuş durumda. Henüz "anne" diyemeyen, benliğini aynadaki aksinden ayırt edemeyen, ayağı toprağın serinliğine değmemiş bir nesil; veri akışının, davranışsal iktisadın ve dijital ürün piyasasının doğrudan bir "bileşeni" olarak hayata gözlerini açıyor. Bu manzara, insan tekinin dünyayla kurduğu ilişkinin kökten bir değişime, ...

Bir sezon diziyi bir gecede bitirip üç saatlik oyunda sıkılmaktan korkmak: Dikkat ekonomisi ve tiyatronun imtihanı*

Resim
Tiyatro fuayesinden çıkıp eve, Netflix ekranının karşısına geçtiğimizde tuhaf bir zaman kayması yaşıyoruz. Aynı insan, evinde bir dizinin sekiz bölümlük bir sezonunu tek gecede, nefes almadan “yutup” bitirebiliyor. Ama gelin görün ki ertesi gün tiyatroya gidip iki perdelik, topu topu üç saatlik bir oyuna girdiğinde, daha yirminci dakikada koltuğunda kıpırdanmaya, saate bakmaya başlıyor. “Gençlerin dikkati dağıldı, artık kimse odaklanamıyor” deyip geçiştirilecek kadar basit bir mesele değil bu. Zamanla, dikkatle ve sanatla kurduğumuz ilişki kökten değişti. İşin görünen yüzü belli: Netflix bize kontrolün bizde olduğu illüzyonunu satıyor. “Bir bölüm daha, hadi bir tane daha…” derken gece akıp gidiyor. Kumanda elimizde, patron biziz. Oysa tiyatro ve sinema, zamanı bizden talep eder; "sekizde başlayacağım, on birde biteceğim ve bu sürenin ritmi bana ait" der. Dijital platform seyircisi “play” ve “pause” tuşlarıyla zamanın efendisi olmaya alıştı bir kere. Tiyatro salonunda ise o ko...

Psikolojinin Mozart’ı Vygotsky: Yeni bir bilinç ve yarım kalan devrim*

Resim
Bilim tarihçilerinin "Psikolojinin Mozart’ı" olarak andığı Lev Semyonovich Vygotsky, yalnızca bir pedagog değil; insan zihnini tarihsel ve toplumsal bir süreç olarak ele alan devrimci bir düşünürdü. Ketebe Yayınları’ndan çıkan yeni çalışmamız “ Yeni Bir Bilinç İnşa Etmek ,” Vygotsky’yi Türkiye’deki dar kalıpların ötesine taşıyarak, onun diyalektik yöntemini bugünün dünyasına yeniden sunuyor. Psikoloji tarihinin en parlak, ancak değeri en geç anlaşılmış isimlerinden biri şüphesiz Lev Semyonovich Vygotsky’dir. Bugün Vygotsky, sadece akademik çevrelerin değil; eğitimden teknolojiye, sosyal politikalardan kültür çalışmalarına uzanan geniş bir alanın temel referans kaynağı haline gelmiştir. Ona "Psikolojinin Mozart’ı" denmesi boşuna değildir; zira kısacık ömrüne sığdırdığı çalışmalarıyla, insan zihnini anlamaya yönelik köklü bir paradigma değişiminin kapısını aralamıştır. Raflardaki yerini alan “ Yeni Bir Bilinç İnşa Etmek: Vygotsky’nin Psikolojik Gelişim Teorisi ve Diya...

Küresel akışkanlık, kökensiz öznellik: Dijital göçebeliğin diyalektiği*

Resim
Modern kapitalizmin bireye sunduğu en baştan çıkarıcı vaatlerden biri, mekânın ve zamanın prangalarından kurtulmuş, "özgür" bir yaşamdır. Bu vaadin son ve en parlak tecellisi, dijital göçebelik (digital nomadism) olgusunda kendini göstermektedir. Egzotik bir kumsalda dizüstü bilgisayarından "iş" yapan, maaşını Euro veya Dolar olarak kazanırken Güneydoğu Asya’da ya da Latin Amerika’da "kral" gibi yaşayan, 9-5 mesai döngüsünü kırmış, "dünya vatandaşı" profili, özellikle pandemi sonrası dönemde, beyaz yakalı profesyoneller için bir "kaçış anlatısı" olarak pazarlandı. Ne var ki bu parlak imaj, dijital kapitalizmin yeni sömürü biçimlerini, derinleşen küresel eşitsizlikleri ve modern öznelliğin yaşadığı derin ontolojik krizleri gizleyen ideolojik bir örtüden ibarettir. Bu yeni yaşam tarzı, bireysel bir tercih ya da bir "anti-kurumsal" başkaldırıdan ziyade, sermayenin esneklik ve hareketlilik ihtiyacının vardığı son aşamayı temsil ed...

Politik eylemin gelişimsel kökleri üzerine bir okuma

Resim
Ali Duran Topuz’un “Eylem" ( https://utay-alidurantopuz.blogspot.com/2025/12/eylem.html ) başlıklı yazısı, siyasal eylemi yetişkin dünyasına ait bitmiş bir karar anı olarak ele almanın ötesine geçerek, onu insan türünün filogenetik (türsel) ve ontogenetik (gelişimsel) köklerine indiriyor. Metin, politik olanı anlamak için "yetişkin rasyonelliği"nin altına inip, insanı eyleyen bir varlık haline getiren o ilkel, kurucu zemini; yani "müşterekliği" sorguluyor. Bu yaklaşım, siyaseti meclislerden veya parti programlarından çıkarıp, insan yavrusunun "ben" ve "öteki" arasında kurduğu o ilk, kırılgan ilişki ağına yerleştiriyor. Müşterek Dikkatten Politik Failliğe: İki Seviyeli Yapı Metnin teorik omurgasını oluşturan Tomasello referanslı "müşterek fail" kavramı, gelişimsel psikolojinin en kritik eşiklerinden birine, "dokuz ay devrimi"ne işaret eder. İnsani eylem, şempanzelerin rekabetçi ve anlık koalisyonlarından farklı olarak, ...

Mülkiyetin ve belleğin çöküşü: Oyun Atölyesi’nde “Baba” ve otoritenin en çıplak hali*

Resim
Florian Zeller’in çağdaş tiyatro literatürüne sarsıcı bir hızla giriş yapan ve küresel ölçekte tartışmasız bir "modern klasik" statüsüne erişen metni Le Père (Baba), Oyun Atölyesi’nin 2025-2026 sezonunda Muharrem Özcan rejisiyle Türkiye sahnelerindeki yerini aldı. Zeller’in "Anne" (La Mère) ve "Evlat" (Le Fils) oyunlarıyla tamamladığı meşhur aile üçlemesinin, dramatik yapısı en sofistike, ontolojik zemini ise en kaygan halkası olan bu metin, ele aldığı demans, yaşlılık ve hafıza izlekleriyle günümüzün demografik krizlerine ayna tutan evrensel bir fenomene dönüşmüş durumda. Oyun Atölyesi gibi, poetik duruşu ve estetik tercihleriyle Türkiye tiyatrosunun omurgasını oluşturan köklü bir özel tiyatronun repertuvarına; Avrupa ve Amerika’da defalarca sahnelenmiş, gişe rekorları kırmış, sinemaya uyarlanarak Anthony Hopkins’e kazandırdığı Oscar ile popüler kültürün zirvesine yerleşmiş ve tabiri caizse küresel piyasada "tüketilmiş" bir metni dahil etmesi, i...